Ancak her ikisi de kayıt altına aldıkları bir anın, sandıklarından çok daha büyük bir hakikati sakladığını keşfedecek. Böylece onların hikâyesi, bir suçun çözülme süreci olmanın ötesine geçerek, görmenin ve duymanın sınırlarına dair felsefi bir sorgulamaya dönüşecek.
Thomas: Görüntünün sessiz aldatmacası
Thomas, Cinayeti Gördüm (Blow-Up, 1956) filmi boyunca dünyaya objektifin soğukkanlı mesafesinden bakan bir moda fotoğrafçısı. Dolayısıyla onun mesleği, gerçekliği dondurmak üzerine kurulu; deklanşöre her bastığında zamanın içinden bir parçayı çekip çıkarıyor. Fakat bir parkta tesadüfen çektiği fotoğrafları büyütmeye başladıkça, görüntünün ilk bakışta sunduğu kesinlik yerini kuşkuya bırakıyor. Nitekim her yeni zoom (büyütme), hakikati biraz daha görünür kılmak yerine onu daha da muğlak hale getiriyor. Yönetmen Antonioni, burada fotoğrafı bir kayıt aracı olmanın ötesine taşıyarak, algının kırılganlığını açığa çıkaran bir metafor olarak kullanıyor. Nihayetinde Thomas’ın baktığı şey aslında fotoğraf olmaktan çok; kendi bakışının sınırları. Yani gördüğünü sandığı her ayrıntı başka bir ihtimali doğuruyor. Dolayısıyla görüntü çoğaldıkça anlam azalırken kesinlik arttıkça hakikat geri çekiliyor. Film ilerledikçe Thomas, cinayetin izini sürerken dünyanın nesnel biçimde kavranabileceğine duyduğu inancı da yavaş yavaş yitirir. Objektif, gerçeği yakalayan bir araç olmaktan çıkar; onun ne kadar kaygan ve ele avuca sığmaz olduğunu gösteren bir göze dönüşür.
Jack Terry: Sesin taşıdığı hakikat
Jack Terry karakteri ise Patlama (Blow Out, 1981) filminde ses efektleri üzerine çalışan profesyonel bir teknisyen. Thomas’ın dünyasında görüntü merkezdeyken, Jack için hakikatin ilk izi seste. Bir gece doğada kayıt yaparken duyduğu tek bir patlama sesi, sıradan görünen bir trafik kazasını siyasi bir komplonun parçasına dönüştürüyor. Bundan sonra ise Jack’i, kaydettiği sesleri defalarca dinleyip, frekansları ayırıp ve en küçük titreşimleri bile anlamlandırmaya çalışırken buluyoruz. Nihayetinde onun araştırması, işitsel hafızanın âdeta arkeolojik bir kazısına dönüşüyor; ancak Jack’in karşılaştığı sorun da Thomas’ınkinden farklı değil. Görüyoruz ki ses kayıtları gerçeği ortaya çıkarmaya yetmiyor; zira hakikati belirleyen yalnızca kayıt olamaz, kimi zaman onu yorumlayan güç ilişkileri de olabilir de. Yönetmen De Palma’nın dünyasında da böyle. Teknoloji gerçeği görünür kılsa da onu kabul ettirmede yetersiz kalıyor. Nihayetinde Jack, bütün kanıtlara ulaştığında bile onları değiştirecek gücü kendinde bulamıyor. En acı ironi ise filmin sonunda ortaya çıkıyor: Hakiki bir çığlık, bir korku filminin ses efektine dönüşüyor. Böylece hakikatin, temsilin içinde nasıl eridiğine; insani bir trajedinin estetik bir malzemeye nasıl indirgenebildiğine şahit oluyoruz. Dolayısıyla Jack’in yenilgisi, adaletin yerini bulmamasıyla birlikte, gerçeğin tüketilip geçilen bir görüntüye ve sese dönüşmesi sorununu da ortaya çıkarıyor.
Hakikatin kırılgan tanıkları
Thomas ile Jack Terry, farklı araçlarla çalışan iki tanık olsalar da aynı epistemolojik çıkmazın içinde dolaşıyor esasında. Thomas görüntüye, Jack sese güveniyor; biri bakarak, diğeri dinleyerek gerçeğe ulaşmaya çalışıyor. Ancak onlarla birlikte biz de teknolojinin mutlak bir hakikat üretmediğini, aksine gerçeği yeni katmanlarla örttüğünü keşfediyoruz. Dolayısıyla Antonioni’nin modernist kuşkuculuğu ile De Palma’nın politik paranoyası ise burada ortak bir zeminde buluşuyor: Kayıt cihazları dünyayı kayda geçirir ancak onu açıklamaya yetmez. Bu sebeple Thomas ve Jack için klasik dedektifler diyemeyiz; onlar için modern çağın başarısız tanıkları demek daha doğru. Nitekim ellerinde kanıt var, ama kesinlik yok; hakikate yaklaşıyorlar ama ona sahip olamıyorlar. Biri elinde fotoğraf makinesi, diğerinin elinde mikrofonla, gerçeğin ancak parçalar halinde kavranabileceğini öğreniyorlar. Sinemaysa çok temel bir meta soruyu soruyor: Gördüğümüz ve duyduğumuz şey, gerçekten hakikatin kendisi midir, yoksa onun teknik araçlar tarafından yeniden üretilmiş bir izdüşümü müdür?
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.