Abone Ol

Ekonomik yaptırımın 2 bin 500 yıllık tarihi

Ekonomik yaptırımların tarihi yaklaşık 2 bin 500 yıl önce Antik Atina’nın Megara’ya uyguladığı ticari kısıtlamalara kadar uzanıyor. Liman yasaklarından deniz ablukalarına uzanan ekonomik baskı, bugün ABD’nin dolar ve küresel finans sistemi üzerinden uyguladığı güçlü bir dış politika silahına dönüştü.

Ekonomik yaptırımın 2 bin 500 yıllık tarihi

ABD’nin bugün İran, Rusya, Küba, Venezuela ve başka ülkelere karşı kullandığı ekonomik yaptırımlar modern dünyanın en güçlü dış politika silahlarından biri haline gelmiş durumda. Ancak ekonomik baskıyla başka bir devleti davranış değiştirmeye zorlama fikri Washington tarafından icat edilmedi. Bu yöntemin izleri yaklaşık 2 bin 500 yıl öncesine, Antik Yunan dünyasına kadar uzanıyor.

k yaptırım tarihinin en fazla atıf yapılan erken örneklerinden biri MÖ 432 yılında Atina ile Megara arasında yaşandı. Atina lideri Perikles döneminde alınan ve tarihe “Megara Kararnamesi” olarak geçen kararlarla Megaralı tüccarların Atina'nın hakim olduğu pazar ve limanlara erişimi engellendi. Böylece ekonomik erişim, doğrudan askerî saldırıya başvurmadan rakip üzerinde baskı oluşturmanın araçlarından biri haline geldi.

Bu örneğin önemi yalnızca çok eski olması değil. Günümüzdeki yaptırımlarla arasında şaşırtıcı bir mantıksal benzerlik bulunuyor. Rakibin ordusunu doğrudan yok etmek yerine ticaret yapabileceği ekonomik alanı daraltmak.

Aradan geçen binlerce yılda yöntem değişti ancak temel fikir büyük ölçüde aynı kaldı.

Modern çağda liman yasağının yerini banka hesaplarının dondurulması, kredi kısıtlamaları, teknoloji ambargoları, petrol ihracatı yasakları ve dolar sisteminden dışlanma tehdidi aldı.

İngiltere ekonomik savaşın ölçeğini değiştirdi

k baskının modern anlamda büyük bir savaş aracına dönüşmesindeki önemli kırılmalardan biri İngiltere'nin deniz gücü oldu.

Özellikle 18. ve 19. yüzyıllarda deniz ticaretinin küreselleşmesiyle birlikte limanları ve deniz yollarını kontrol edebilmek, düşmanın ekonomisini kontrol etmek anlamına gelmeye başladı.

Napolyon Savaşları bunun önemli örneklerinden biriydi.

Napolyon Bonapart 1806'daki Berlin Kararnamesi ile İngiltere'yi Avrupa ticaretinden dışlamayı amaçlayan Kıta Ablukası'nı hayata geçirdi. İngiltere ise denizlerdeki üstünlüğünü kullanarak Fransa ve müttefiklerinin ticaretini baskı altına almaya çalıştı.

Böylece ekonomi artık savaşın arka planındaki unsur olmaktan çıkıyor, doğrudan savaş stratejisinin parçasına dönüşüyordu.

Fakat ekonomik savaşın gerçek anlamda sanayileşmesi I. Dünya Savaşı sırasında gerçekleşti.

İngiltere ve müttefikleri Almanya'ya karşı kapsamlı deniz ablukası uyguladı. Amaç yalnızca Alman ordusuna silah ulaşmasını engellemek değildi. Almanya'nın savaş ekonomisinin ihtiyaç duyduğu hammaddelere, gıdaya ve uluslararası ticarete erişimini de sınırlamaktı.

k baskının bütün bir ülkenin savaş kapasitesini aşındırabileceğinin görülmesi, savaş sonrasında çok önemli bir düşüncenin ortaya çıkmasına yol açtı.

Bir devleti durdurmak için mutlaka savaşmak gerekmeyebilir. Ekonomisini kuşatmak yeterli olabilir.

Bu fikir, 20. yüzyılın yaptırım sisteminin temelini oluşturacaktı.

Milletler Cemiyeti ile yaptırım ilk kez uluslararası sisteme girdi

I. Dünya Savaşı'nın ardından kurulan Milletler Cemiyeti ekonomik yaptırımları kolektif güvenlik sisteminin araçlarından biri haline getirdi.

Bir ülke başka bir ülkeye saldırırsa onlarca devlet birlikte ekonomik ilişkilerini kesebilir, saldırgan ülkeyi finansman ve ticaretten mahrum bırakabilir ve böylece yeni bir büyük savaşa ihtiyaç kalmadan geri adım atmaya zorlayabilirdi.

Bu sistemin en büyük sınavlarından biri 1935'te geldi.

Benito Mussolini yönetimindeki İtalya, Etiyopya'yı işgal etti. Milletler Cemiyeti İtalya'yı saldırgan taraf olarak belirledi ve ekonomik yaptırımlar uyguladı.

İtalya'ya kredi verilmesi sınırlandırıldı, İtalyan mallarına yönelik ithalat yasakları getirildi ve savaş ekonomisinin ihtiyaç duyduğu çeşitli ürünlerin İtalya'ya ihracatı engellendi.

İlk bakışta sistem çalışıyor gibi görünüyordu.

IMF'de yayımlanan tarihsel değerlendirmeye göre yaptırımlar döneminde İtalya'nın sanayi üretimi yüzde 21,2 gerilerken, yaptırımların ilk beş ayında ihracatı yüzde 47 düştü.

k zarar gerçekti ancak siyasi sonuç farklıydı.

Mussolini Etiyopya işgalini durdurmadı.

Bunun en önemli nedenlerinden biri yaptırımların kritik açıklar bırakmasıydı. Petrol gibi hayati ürünlere tam ambargo uygulanmadı. ABD ve Almanya'nın da yaptırım sisteminin dışında kalması İtalya'nın alternatif tedarik kanalları bulmasını kolaylaştırdı.

İtalya ekonomik maliyet ödedi ancak Etiyopya'yı ele geçirdi. Bu olay Milletler Cemiyeti'nin siyasi itibarına büyük darbe vurdu.

ABD ekonomik yaptırım sistemine nasıl girdi?

ABD'nin ekonomik baskı araçlarını kullanması da yeni değil.

ABD Hazine Bakanlığı'nın kendi tarihçesine göre Washington'ın ekonomik yaptırım uygulamaları 1812 Savaşı öncesine kadar uzanıyor. Dönemin Hazine Bakanı Albert Gallatin, Amerikan denizcilerine yönelik İngiliz uygulamalarına karşı Büyük Britanya'ya getirilen ekonomik kısıtlamaların yürütülmesinde rol oynadı. Amerikan İç Savaşı sırasında ise Konfederasyon'la ekonomik işlemleri yasaklayan düzenlemeler getirildi.

Fakat modern Amerikan yaptırım devletinin hukuki temellerinden biri 1917 Trading with the Enemy Act — Düşmanla Ticaret Yasası oldu.

ABD'nin I. Dünya Savaşı'na girmesinin ardından çıkarılan yasa, savaş döneminde düşmanlarla ticari ve finansal ilişkilerin kontrol edilmesi için başkana geniş yetkiler verdi.

Asıl büyük dönüşüm ise II. Dünya Savaşı döneminde yaşandı.

1940'ta Almanya'nın Norveç'i işgal etmesinin ardından ABD Hazine Bakanlığı bünyesinde Foreign Funds Control oluşturuldu. Amaç Nazilerin işgal edilen ülkelerin döviz ve finansal varlıklarını ele geçirmesini engellemekti. ABD savaşa girdikten sonra kurum Mihver devletlerine karşı yürütülen ekonomik savaşın önemli araçlarından biri oldu.

1950'de Kore Savaşı ekonomik yaptırım sisteminde yeni bir dönemi başlattı.

Çin'in savaşa katılmasının ardından Başkan Harry Truman ulusal acil durum ilan etti ve ABD yetki alanındaki Çin ve Kuzey Kore varlıklarını bloke etti.

Aynı süreçte bugün dünya çapındaki Amerikan yaptırımlarının merkezinde bulunan Office of Foreign Assets Control — OFAC oluşturuldu.

Bu gelişme kritik önemdeydi.

Çünkü ekonomik yaptırım artık savaş sırasında geçici olarak kullanılan bir araç olmaktan çıkıp kalıcı bir devlet bürokrasisine dönüşüyordu.

Washington hangi kişinin, şirketin, bankanın, geminin veya kurumun yaptırım kapsamına alınacağını belirleyebilecek kurumsal bir mekanizma oluşturdu.

Bugün dünya çapındaki bankaların çekindiği OFAC yaptırım listelerinin arkasında yaklaşık 75 yıllık bu kurumsal geçmiş bulunuyor.

1960'larda Küba, Amerikan ekonomik yaptırım politikasının en uzun soluklu örneğine dönüştü.