GTM kodunuzu buraya ekleyin GTM kodunuzu buraya ekleyin
Abone Ol

Erdoğan'dan Mekke Anlaşması açıklaması: Bölge ülkelerinin...

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgesel sorunların bölge ülkeleri tarafından çözülmesi gerektiğini belirterek, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’yla bu yönde ilk adımın atıldığını söyledi. Erdoğan, anla.

Erdoğan'dan Mekke Anlaşması açıklaması: Bölge ülkelerinin...

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Londra merkezli Şarku'l Avsat gazetesine verdiği mülakatta bölgesel gelişmeler, Mekke Ortak Savunma Anlaşması ve Türkiye'nin bölge politikasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Erdoğan, Türkiye'nin uzun süredir bölgesel sorunların bölge ülkeleri tarafından sahiplenilmesi ve çözüme kavuşturulması gerektiğini savunduğunu belirterek, “Bölgenin meselelerini bölgenin kendi aktörleri çözmeliydi, bunun ilk adımını attık diyebiliriz” ifadelerini kullandı.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın bölgede yaşanan gelişmeler sonucunda ortaya çıkan yeni şartlar ve ortak sorumluluk anlayışının sonucu olduğunu belirten Erdoğan, son dönemdeki gelişmelerin dost ve kardeş ülkeler arasındaki dayanışmanın önemini bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi.

Türkiye'nin anlaşmazlıkların derinleşmesi yerine diyalog ve istişare kanallarının güçlendirilmesini savunduğunu kaydeden Erdoğan, kalıcı barışın yalnızca çatışmaların sona ermesiyle değil, karşılıklı güven, siyasi irade ve ortak gelecek perspektifiyle sağlanabileceğini ifade etti.

“Bütün bölge ülkelerinin bu çatı altında toplanmasını istiyoruz”

Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın yalnızca mevcut bölgesel gerilimlere karşı atılmış geçici bir adım olmadığını vurgulayan Erdoğan, anlaşmanın herhangi bir ülkeyi hedef almadığını ve bölgenin huzur, refah ve istikrarını amaçlayan ülkelere açık olduğunu belirtti.

Erdoğan, Türkiye'nin vizyonunun üç ülkeyle sınırlı olmadığını belirterek, mümkünse gelecekte bölgedeki bütün ülkelerin bu yapı altında toplanmasını hedeflediklerini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgesel sorunların çözümünde dışarıdan dayatılan formüllerin geçmişte ağır sonuçlara yol açtığını ifade ederek, Türkiye'nin bölge ülkelerinin kendi iradesini ve ortak aklını belirleyici hale getirmesinden yana olduğunu söyledi.

Erdoğan şöyle konuştu

"Hürmüz Boğazı, bölgesel değil küresel önemi haiz bir nokta.

Küresel enerji arzı ve uluslararası ticaret bakımından da son derece stratejik bir geçiş noktası. Dolayısıyla burada yaşanabilecek herhangi bir gerilimin, etkileri itibarıyla yalnızca bölge ülkeleriyle sınırlı kalmadığını petrol fiyatlarıyla tüm dünya gördü, hissetti.

Hürmüz Boğazı, küresel ekonominin adeta atar damarlarından biri olduğunu kanıtladı.

Bizim temennimiz ve beklentimiz, mevcut gerilimin bir an önce sona ermesi ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden güvenli, istikrarlı ve kesintisiz bir şekilde uluslararası ticarete hizmet etmesi yönünde.

Bunun da gerçekleşmesi, tarafların sağduyulu davranmasına ve diplomasi kanallarının açık tutulmasına bağlı.

Hiçbir zaman gerilimin tırmanmasından yana olmadık, aksine bütün taraflarla diyalog kurarak sorunların müzakere yoluyla çözülmesini savunduk. Tarafları aynı masada buluşturmaya gayret ettik.

Çünkü biliyoruz ki Hürmüz’de ya da Ukrayna’da, Filistin’de kalıcı çözümün yolu çatışmadan değil, diplomasiden geçiyor.

Böylesine kritik bir su yolunun güvenliği konusunda bölge ülkelerinin sorumluluğu büyük.

Biz, bölgesel sahiplenmenin ve ortak güvenlik anlayışının güçlendirilmesinin, Hürmüz Boğazı’nın istikrarına önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz.

Hedef, Hürmüz Boğazı’nın yeniden güvenli ve istikrarlı normal seyrine dönmesi ve bunun kalıcı hâle gelmesi olmalıdır.

Suudi Arabistan ile ilişkilerimizi, ortak tarihimizin, kardeşlik bağlarımızın ve karşılıklı çıkarlarımızın şekillendirdiği stratejik bir ilişki olarak değerlendiriyoruz.

Türkiye ile Suudi Arabistan, yalnızca dost ve kardeş değil, aynı zamanda bölgesel barış, istikrar ve refah bakımından önemli sorumluluklar taşıyan iki ülkedir.

Son dönemde ilişkilerimizde yakaladığımız ivmeden memnuniyet duyuyoruz.

Siyasi diyaloğumuzu güçlendirirken, ekonomi, ticaret, yatırım, savunma sanayii, enerji ve turizm başta olmak üzere pek çok alanda iş birliğimizi de geliştiriyoruz.

Suudi Arabistan ile ilişkilerimizi dönemsel gelişmelerin ötesinde, uzun vadeli ortak menfaatler ve karşılıklı saygı temelinde ele alıyoruz.

Bölgemizin çok ciddi sınamalardan geçtiği bir dönemde, Türkiye ve Suudi Arabistan arasındaki yakın istişare ve iş birliği daha da önem kazanmış durumda.

Mekke Anlaşması’nın, savunma iş birliği başta olmak üzere, ilişkilerimizin birçok alanda daha da güçlenmesine vesile olacağına inanıyoruz.

Bölgemizin huzuru ve istikrarı bakımından ortak sorumluluklarımızın bilincindeyiz ve ona göre hareket ediyoruz.

Türkiye olarak, Suudi Arabistan’ın ve bölgedeki diğer ülkelerin istikrarını ve güvenliğini önemsiyoruz. Zira, bölgemizdeki en ufak bir krizin, başta göç ve terör olmak üzere, yarattığı etkileri tüm bölge ülkeleri hissediyor.

Önümüzdeki dönemde de iki ülke arasındaki ilişkileri çok daha ileri seviyelere taşıyacak adımlar atacağımıza inanıyorum.

Lübnan, bizim için yalnızca coğrafi olarak yakın bir ülke değil; tarihsel bağlarımızın da bulunduğu dost ve kardeş bir ülkedir.

Lübnan’ın huzuru, güvenliği ve istikrarı, bütün bölgemizin istikrarı bakımından büyük önem taşımaktadır. Bölgenin diğer ülkeleri gibi Lübnan’ın egemenliğinin, siyasi birliğinin ve toprak bütünlüğünün de korunması gerekmektedir.

Lübnan’ın iç meselelerinin dış müdahaleler veya askeri yöntemlerle daha da karmaşık hale getirilmesine, ülkenin dış güçlerin rekabet alanına dönüştürülmesine de karşıyız. Ülkenin geleceğine ilişkin kararları Lübnanlıların kendi iradeleriyle alabilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Saldırgan ve yayılmacı politikaları bölgedeki temel sorunu teşkil eden israilin Lübnan’a yönelik saldırılarının ivedilikle sona erdirilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, Lübnan’da ateşkesin temin edilmesi için devam eden görüşmeleri olumlu buluyoruz. Lübnan’ın güvenliği ve istikrarı bölgesel barıştan ayrı düşünülemez.

Orta Doğu’nun kaderi sürekli çatışmalarla, yıkımlarla ve acılarla yazılmamalı. Bu bölge, barışı, huzuru ve refahı da hak ediyor.

Türkiye olarak bizim bütün diplomatik çabalarımızın merkezinde de bu anlayış yatıyor. Bölgemiz uzun yıllardır savaşla, göz yaşıyla anılıyor. Bunun değiştirilmesi için elimizden geleni yapmalıyız.

Bizim arzumuz, tabiatıyla, Lübnan’ın yeniden istikrara kavuşması, kurumlarının güçlenmesi ve halkının güven içerisinde geleceğine bakabilmesinden yana. Bu çerçevede, her türlü teknik desteği sağlamaya ve iş birliğini tesis etmeye hazırız. Bu yöndeki irademizi yakın zamanda ülkemizde konuk ettiğimiz Sayın Cumhurbaşkanı Avn ile Sayın Başbakan Selam’a da ifade ettik.

Suriye’nin kuzeyinde veya başka herhangi bir bölgesinde Türkiye’nin güvenliğini tehdit edecek yapılara da müsaade etmeyeceğiz. Suriye’nin toprak bütünlüğü bizim için ne kadar önemliyse, Türkiye’nin milli güvenliği de o derece önemli.

Sürecin en başından beri arzumuz, Suriyeli kardeşlerimizin kendi ülkelerinde güven ve huzur içerisinde yaşayabilmesidir.

Suriye, esasen Aralık 2024’ten bu yana ülkede güvenlik koşullarının iyileştirilmesi, ekonomik kalkınma zemininin hazırlanması ve toplumsal uzlaşının tesisi sürecinde önemli mesafe katetmiştir. Bu sonucun alınmasında tabiatıyla bölgesel sahiplenmenin ve Suriye Hükümetinin arkasında tesis edilen bölgesel desteğin önemli rolü olmuştur.

Bölgesel ve uluslararası toplumla iyi ilişkiler geliştirmiş olan Suriye Hükûmeti, sürdürülebilir istikrar ve güvenlik gündemine odaklanmak suretiyle ilave çatışmaların dışında kalma maharetini de göstermektedir.

Bugün Suriye’nin normalleşmesi esasen tüm bölge açısından stratejik önem taşıyan bir konu haline gelmiştir. İstikrarsızlık kaynağı olmaktan ziyade Suriye’nin adı artık bağlantısallık ve kalkınma projeleri ile anılmaya başlamıştır.

Türkiye, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Suriye’nin istikrarı, yeniden ayağa kalkması ve bölgesel barışın güçlenmesi için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye devam edecektir. Bu istikamette Türkiye bölgesel ve uluslararası ortaklarla iş birliği içinde hareket etme iradesine de sahiptir.

Suriye’de yeni bir sayfa açılmışken, bu sayfanın yeni acılarla değil, barış, kardeşlik, egemenlik ve ortak gelecek anlayışıyla yazılması gerekir."