İmam Darimi'nin rivayet ettiği "İçizden fetva vermeye en yatkın olanınız, ateşe en çabuk atılacak olanınızdır" şeklindeki hadis sahih midir? Bu durumda fetva vermeye yatkın olanlar, cehenneme mi girecek?
Değerli kardeşimiz
Öncelikle ifade edelim ki, bu hadis-i şerif, “din hakkında hiçbir şey söylemeyin” anlamına gelmediği; yeterli ilmî ehliyeti olmayan kişinin, özellikle fetva ve dinî hüküm verme konusunda kendine güvenerek konuşmasının ağır bir sorumluluk taşıdığı şeklinde anlaşılmasıdır.
Kur’an-ı Kerîm, insanın bilmediği konularda konuşmasını ve özellikle Allah’ın hükmü hakkında bilgisizce söz söylemesini ciddi biçimde yasaklamıştır. Nitekim Allah Teâlâ, “Allah bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır” (1) buyurur.
Bir başka ayette ise şöyle buyurulmaktadır
“Dillerinizin uydurduğu yalana dayanarak, ‘Bu helâldir, şu da haramdır’ demeyin, çünkü Allah’a karşı yalan söylemiş olursunuz. Şüphesiz Allah’a karşı yalan uyduranlar hiçbir zaman kurtuluşa eremezler.” (2)
Bu ayetler, dinî konularda hüküm vermenin sıradan bir kanaat açıklamasından farklı olduğunu göstermektedir. Özellikle bir mesele hakkında “helâldir”, “haramdır”, “caizdir”, “caiz değildir” gibi dinî hüküm bildiren ifadelerin, yeterli bilgi ve ilmî ehliyet bulunmadan kullanılması ağır bir sorumluluk doğurur.
Hz. Peygamber (asm) Efendimiz de bu konuda çeşitli uyarılarda bulunmuştur. Bir hadisinde, “Bir kimseye ilimsiz fetva verilirse bunun günahı sadece bu fetvayı verene ait olur” buyurmuştur. (3)
Bir başka hadiste ise dinî ilmin ehil olmayan kimselerin eline geçmesinin doğuracağı tehlikeye dikkat çekilerek şöyle buyurulmuştur:
“Yüce Allah ilmi kullarının kalbinden silmek suretiyle değil âlimlerin ruhunu kabzetmek suretiyle kaldırır. Nihayet hiçbir âlim kalmayınca halk kendilerine cahil birtakım kimseleri önder edinir. Bunlara mesele sorulur. Onlar da ilimleri olmadığı halde fetva verirler de hem kendileri sapıklığa düşer, hem de halkı doğru yoldan saptırırlar.” (4)
Bu çerçevede Darimî’nin rivayet ettiği ilgili hadis-i şerife gelince
Hz. Peygamber (asm) Efendimiz şöyle buyurmuştur
أَجْرَؤُكُمْ عَلَى الْفُتْيَا أَجْرَؤُكُمْ عَلَى النَّارِ
“Fetvâ vermeye en cür’etkâr olanınız, Cehenneme (girmeye) en cür’etkâr olanınızdır.” (5)
Hadisin senedi ve sıhhat durumu
Darimî'deki rivayetin senedi İbrahim b. Musa → İbnü’l-Mübarek → Saîd b. Ebû Eyyûb → Ubeydullah b. Ebi Cafer şeklindedir.
Senette yer alan ravilerin hepsi güvenilir kabul edilmiştir. (6)
Dolayısıyla hadisin senedindeki raviler bakımından bir problem bulunmamaktadır. Asıl mesele, Ubeydullah b. Ebi Cafer’in hadisi Hz. Peygamber (asm) Efendimizden kime dayanarak rivayet ettiğinin senedde açıkça bulunmamasıdır.
Bu sebeple hadis, hadis usulü bakımından mürsel olarak değerlendirilmiştir. Nitekim el-Kutûfu’d-dâniye hâşiyesinde, “Râvîleri sikadır, tâbiîn gençlerinden olan Ubeydullah’ın mürselidir” denilmiş; Süyûtî de el-Câmi‘u’s-sağîr’de hadisin “mürsel” olduğunu belirtmiştir. (7)
Netice itibarıyla bu rivayet için ravileri bakımından sağlam olmakla birlikte mürseldir.
Bu nedenle hadis usulü açısından en doğru ifade, “Hadis mürseldir; isnadı muttasıl değildir. Ancak ravileri güvenilir olup hadisin manası sahihtir ve dinî açıdan sahih prensiplerle örtüşmektedir” şeklinde olacaktır.
Hadis nasıl anlaşılmalıdır?
Hadisin en önemli kelimesi “ecraü” (أجرأ) kelimesidir. Bu kelime “cüret etmek, çekinmeden girişmek, cesaret göstermek” anlamlarına gelir.
Münavi, hadisin “Fetva vermeye en cüretkar olanınız” kısmını, “Dinî hüküm hakkında yeterince araştırma ve değerlendirme yapmadan aceleyle fetva veren kişi.” şeklinde açıklamıştır. (8)
Buradan anlaşılacağı üzere hadiste kınanan şey, ehil bir kimsenin ihtiyaç hâlinde fetva vermesi değil; yeterli araştırma, bilgi ve düşünme olmaksızın fetva vermeye kalkışmasıdır.
Başka bir ifadeyle mesele, “çok fetva vermek” değil, fetva vermeye karşı sorumsuzca cüret etmektir.
Çünkü fetva, dinî bir emanettir. Bir kimsenin kendi şahsî kanaatini “İslâm’ın hükmü” olarak ortaya koyması, Allah adına konuşma anlamına gelebileceği için son derece ağır bir sorumluluk doğurur. Bu sebeple içtihat, tercih ve taklit seviyesinde bulunan kimselerin dahi fetva verirken son derece dikkatli olmaları; kendi heva ve heveslerini, şahsî kanaatlerini veya dünyevî menfaatlerini değil, Allah’ın huzurunda verecekleri hesabı düşünmeleri gerekir. (9)
Demek ki, bu sözün anlamı, alimin hiçbir zaman konuşmaması değildir. Aksine gerçek alim, ne zaman konuşması ve ne zaman susması gerektiğini bilen kişidir. Bilmediği veya yeterince araştırmadığı bir meselede “bilmiyorum” diyebilmek, ilmî bir eksiklik değil, ilmin gerektirdiği bir ahlâktır.
Günümüzde hadisin önemi
Günümüzde internet ve sosyal medya sayesinde herkesin dinî konularda çok kolay biçimde konuşabildiği bir dönemde bu hadisin uyarısı daha da önem kazanmaktadır. Birkaç ayet veya hadis okumak, bir kimseyi kendiliğinden müçtehit veya müftü hâline getirmez.
Dinî hüküm vermek; Kur’an ve Sünnet’in yanı sıra Arap dili, hadis usulü, fıkıh, fıkıh usulü, mezheplerin görüşleri, icma, kıyas ve hüküm çıkarma yöntemleri konusunda ciddi bir birikim gerektirir.
Bununla birlikte bu durum, insanların dinî konularda hiçbir şey öğrenmemesi veya bildiklerini paylaşmaması anlamına gelmez. Asıl mesele, bilgi ile hüküm vermeyi birbirinden ayırmaktır.
Bir Müslüman bildiği şeyi aktarabilir; ancak bilmediği bir konuda konuşmaktan çekinmeli, özellikle Allah’ın helâl ve haram sınırları hakkında kesin hükümler vermekten sakınmalıdır. Bir mesele hakkında yeterli bilgiye sahip değilse, “Bilmiyorum”, “Bu konuda ehil bir âlime sormak gerekir” diyebilmelidir.
Darimî’nin rivayet ettiği, “Fetva vermeye en cüretkâr olanınız, Cehenneme (girmeye) en cüretkar olanınızdır.” hadisi, senedindeki raviler güvenilir olmakla birlikte mürsel bir rivayettir.
Bununla beraber hadisin manası sahihtir ve Kur’an’ın bilgisizce Allah adına hüküm vermeyi yasaklayan ayetleri ile Hz. Peygamber (asm) Efendimizin ilimsizce fetva vermeyi kınayan diğer sahih hadisleri tarafından desteklenmektedir.
Hadisin mesajı ise son derece açıktır
Din adına konuşmak ve özellikle fetva vermek ciddi bir emanettir. İnsan bilmediği bir konuda Allah’ın hükmüymüş gibi konuşmamalı, yeterli ilmî ehliyeti bulunmadığı hâlde hüküm çıkarmaya kalkışmamalıdır.
Ancak bu uyarı, “Müslümanlar din hakkında konuşmasın” anlamına gelmez. Bilinen bir bilgiyi nakletmek ile bilmediği bir konuda hüküm vermek arasında büyük fark vardır. İslam’ın emrettiği şey, bilgisizce susmak değil; bilmediğini bilmek, bildiğini doğru aktarmak ve hüküm verme ehliyetine sahip olmadığı meselelerde ehline müracaat etmektir.
Bu nedenle hadisin temel mesajı; bilgiye, uzmanlığa, araştırmaya ve dinî sorumluluğa önem vermektir. Gerçek bir alimin özelliği, her soruya mutlaka cevap vermesi değil, bilmediği veya yeterince bilgi sahibi olmadığı bir konuda gerektiğinde “Bilmiyorum” diyebilmesidir.
Selam ve dua ile...Sorularla İslamiyet