Filistin direnişi çoğu zaman yalnızca savaşlar, intifadalar veya silahlı mücadele üzerinden okunuyor. Oysa direnişin ortaya çıkış sebebi, belirli dönemlerde yaşanan çatışmalar değil yüz yılı aşkın süredir devam eden sömürgeci ve yerleşimci bir projenin varlığıdır.
Bu tarih aynı zamanda bir halkın kimliğini koruma, toprağını savunma, hafızasını yaşatma ve siyasi varlığını sürdürme mücadelesidir.
Direnişi anlamadan Filistin meselesini anlamak mümkün değildir.
Filistin direnişi 1948'de değil, siyonist yerleşim projesiyle başladı
Yaygın kanaatin aksine Filistin direnişi Nekbe'den veya 1967 işgalinden sonra başlamadı.
Direnişin kökleri 19. yüzyılın sonlarına kadar uzanıyor.
1891 yılında Kudüs'ün önde gelen isimleri Osmanlı yönetimine başvurarak Yahudi göçlerinin ve toprak satın almalarının engellenmesini talep etti.
Bu gelişme, Filistin toplumunun siyonist projenin doğuracağı sonuçları henüz "devlet" kurulmadan fark ettiğini gösteriyordu.
İlerleyen yıllarda köylerde yaşanan silahlı çatışmalar, toprak anlaşmazlıkları ve protestolar, direnişin ilk nüvelerini oluşturdu.
Filistinliler açısından mesele hiçbir zaman dini veya etnik bir rekabet değil, toprak ve varlık mücadelesi olarak görüldü.
İngiliz mandası dönemi: Direnişin bastırıldığı ilk büyük dönem
Birinci Dünya Savaşı'nın ardından İngiltere'nin Filistin'i işgal etmesi ve Balfour Deklarasyonu'nun uygulanması, direniş hareketlerini daha da büyüttü.
1929 Burak Ayaklanması ve 1936-1939 Büyük Filistin İsyanı bu dönemin en önemli olayları arasında yer aldı.
Özellikle 1936 İsyanı, sadece Filistin tarihinin değil, Arap dünyasının da en önemli sömürge karşıtı hareketlerinden biri olarak kabul edilir.
Ancak bu süreçte Filistinliler yalnızca siyonist örgütlerle değil, İngiliz askeri gücüyle de karşı karşıya kaldı.
İngiltere'nin uyguladığı sert baskılar sonucunda Filistin'in siyasi liderliği, toplumsal örgütlenmesi ve yerel direniş yapıları ağır darbe aldı.
1948'de yaşanacak Nekbe'nin zemininde bu tasfiye sürecinin büyük etkisi bulunuyordu.
Nekbe: Bir son değil, direnişin yeni başlangıcı
1948 yılı Filistin halkı için yalnızca askeri bir yenilgi anlamına gelmedi.
Yüz binlerce insan evlerinden sürüldü, yüzlerce köy haritadan silindi ve Filistin toplumu dünyanın farklı bölgelerine dağıldı.
Ancak siyonist hareketin beklediğinin aksine, sürgün Filistin kimliğini ortadan kaldırmadı.
Tam tersine mülteci kampları, Filistin ulusal bilincinin yeniden üretildiği merkezlere dönüştü.
Bu dönemde "geri dönüş hakkı" Filistin mücadelesinin temel unsurlarından biri haline geldi.
Direniş artık sadece toprağı korumak değil, kaybedilen vatanı geri kazanmak anlamı taşıyordu.
Fedai hareketlerinin yükselişi ve Filistin kimliğinin yeniden inşası
1960'lı yıllar Filistin direnişinin kurumsallaştığı dönem oldu.
Filistin Kurtuluş Örgütü'nün kurulması ve çeşitli Filistinli hareketlerin ortaya çıkmasıyla birlikte mücadele daha örgütlü hale geldi.
1967 Savaşı'nın ardından Gazze, Batı Şeria ve Kudüs'ün de işgal edilmesi Filistinliler için yeni bir dönemin başlangıcı oldu.
Bu gelişme, Arap ordularına duyulan güvenin azalmasına ve Filistinlilerin kendi kaderlerini kendilerinin belirlemesi gerektiği düşüncesinin güçlenmesine yol açtı.
Fedai hareketleri yalnızca askeri yapılar değil, aynı zamanda Filistin ulusal kimliğinin taşıyıcıları haline geldi.
İntifada: Direnişin halkla bütünleşmesi
1987 yılında başlayan Birinci İntifada, Filistin direnişinde büyük bir dönüşüme neden oldu.
Bu süreçte mücadele yalnızca silahlı grupların değil, toplumun tamamının katıldığı bir harekete dönüştü.
Taş atan çocuklar, genel grevler, boykotlar, öğrenci hareketleri ve mahalle komiteleri direnişin yeni yüzü oldu.
Birinci İntifada'nın en önemli sonucu, işgalin gerçek yüzünü dünya kamuoyuna göstermesi oldu.
Modern silahlarla donatılmış işgal ordusuna karşı taşlarla direnen Filistinlilerin görüntüleri uluslararası kamuoyunda büyük yankı uyandırdı.
Bu dönem, halk direnişinin askeri mücadele kadar etkili olabileceğini gösterdi.
Oslo: Barış süreci mi, işgalin yeniden düzenlenmesi mi?
1993 Oslo Anlaşmaları Filistin tarihinde en çok tartışılan dönüm noktalarından biri oldu.
Destekleyenler bunu barış için bir fırsat olarak değerlendirirken, eleştirenler işgalin yeni bir biçimde sürdürülmesi olarak yorumladı.
Aradan geçen yıllar içerisinde yerleşim birimlerinin sayısının artması, Kudüs üzerindeki baskıların yoğunlaşması ve işgalin sona ermemesi, Oslo'ya yönelik eleştirileri güçlendirdi.
2000 yılında başlayan İkinci İntifada ise Filistin toplumunda siyasi çözüm beklentilerinin önemli ölçüde zayıfladığını ortaya koydu.
Gazze neden direnişin merkezi haline geldi?
2005 yılında işgal ordusunun Gazze içinden çekilmesinin ardından bölge farklı bir direniş modelinin merkezi oldu.
Ağır abluka, ekonomik kuşatma ve tekrarlanan saldırılar altında yaşayan Gazze, zamanla Filistin direnişinin en önemli sahalarından biri haline geldi.
Gazze deneyimi sadece askeri boyutuyla değerlendirilemez.
Çünkü Gazze'de direniş aynı zamanda günlük hayatı sürdürebilme iradesi anlamına geliyor.
Bombardıman altında eğitim vermek, sağlık hizmeti sunmak, evleri yeniden inşa etmek ve toplumsal hayatı devam ettirmek de direnişin bir parçası olarak görülüyor.
Bu nedenle Gazze'deki mücadele hem askeri hem de toplumsal bir karakter taşıyor.
Esirler, Kudüs ve Batı Şeria: Mücadelenin birbirini tamamlayan cepheleri
Filistin direnişinin önemli ayaklarından biri de esir hareketidir.
İşgal hapishanelerinde geçen yıllar boyunca Filistinli esirler yalnızca mahkûm değil, aynı zamanda siyasi ve toplumsal mücadelenin sembolleri haline geldi.
Kudüs ise çatışmanın merkezinde yer almaya devam ediyor.
Mescid-i Aksa'ya yönelik baskınlar, mahallelerdeki tahliye girişimleri ve demografik değişim politikaları, Kudüs'ü sürekli bir gerilim alanı haline getiriyor.
Batı Şeria'da ise yerleşim faaliyetleri, baskınlar ve alıkoymalar sürerken, Cenin ve Nablus gibi kentler son yıllarda yeni direniş dalgalarının merkezleri olarak öne çıkıyor.
7 Ekim sonrası dönem: Bölgesel denklem değişiyor
2023 sonrasında başlayan süreç, Filistin direniş tarihinin yeni bir aşamasını oluşturdu.
Gazze'de yaşanan yıkımın boyutu, uluslararası hukuk tartışmalarını yeniden gündeme taşırken, Filistin meselesi uzun yıllar sonra küresel siyasetin merkezine yerleşti.
Bu süreç aynı zamanda direniş ekseni, bölgesel aktörler ve uluslararası güçler arasındaki ilişkileri de yeniden şekillendirdi.
Ortaya çıkan tablo, Filistin meselesinin yalnızca yerel bir çatışma değil, bölgesel ve küresel sonuçlar üreten bir dosya olduğunu bir kez daha gösterdi.
Sonuç: Filistin direnişinin tarihi neden hâlâ yazılmaya devam ediyor?
Filistin direnişinin tarihi tamamlanmış bir hikâye değildir.
Çünkü direnişi ortaya çıkaran koşullar ortadan kalkmış değildir.
Toprak meselesi, işgal, yerleşim faaliyetleri, Kudüs'ün statüsü, esirler ve mülteciler gibi temel başlıklar çözülmediği sürece Filistin direnişi de farklı biçimlerde varlığını sürdürmeye devam edecektir.
Tarih boyunca yöntemler değişti, örgütler değişti, liderler değişti.
Ancak değişmeyen tek unsur, Filistin halkının kendi topraklarında var olma iradesi oldu.
Bu nedenle Filistin direnişinin tarihi yalnızca geçmişi anlatmaz aynı zamanda bölgenin geleceğini anlamak için de önemli ipuçları sunar. (İLKHA)