En büyük erdemler, en kötü köpekler, en şiddetli nefretler sessizdir. Sabah alarmından akşam uyuklayarak izlediğin dizinin final jeneriğine kadar dijital seslerle dolu hayatına bakılırsa erdemler, nefretler ve köpekler ıskalıyor seni. Gün içinde duyduğun birçok ses gerçek değil dijital. Ne önemi var ki diyerek geçiştiremezsin bunu. Diğer duyuların aksine işitmek mesafesizdir. İradene bağlı değildir; yakalar seni. Farkında bile değilsin; makinelerden çıkan seslere alıştıkça mesela merhamet yüklü bir selamı kavraman imkânsızlaşacak. Hissettiklerinin haritası, dinlediğin şarkı listelerinden ibaret olacak. Hayatın yaşamaya değer olduğu ve yaşamaya değer olmak zorunda olduğu yönünde kültürel bir mutabakat var. Mutabakatlarla uyum içinde oldun hep. Hep bir ağızdan evet demek ürkütmedi seni hiç. Müteahhitlerle uyum içindesin ve buna hayat diyorsun. Bil ki uyum göstermek ile devrim yapmak arasındaki bocalamaya doğum günü pastası denir. Ya da senin anlayacağın haliyle hayat denir. Şüpheden arınmış bir kabul değildir doğum günü pastası.
En büyük erdemler, en kötü köpekler, en şiddetli nefretler sessizdir. Anestezik hazlarla devam edemezsin. Ne zaman köşeye sıkışsan fedakârlıklarını pazarlıyorsun ama fedakârlıklar da kötü olabilir. Vazgeçişlerin seni daha dürüst biri yaptığını da nereden çıkarıyorsun. Vazgeçmek tutkuların uyuşmasıdır. Ya heveslendirir ya da derinden tedirgin eder. Kendini öylesi bir yerde kuruyorsun ki ya en rezilsin ya en doğru. Ama bil ki seçimlerin anoreksiya ve açgözlülük arasında olmak zorunda değil. Zihnini her türlü muhalefetten arındırıp uyduruk faşizmine daima kulplar bulmak zorunda değilsin. Birini tanımak için en ideal yolun âşık olmaktan geçtiğine inanmak zorunda değilsin. Bildiklerin yüzünden acı çekiyor değilsin sen. Kendini ya da bir başkasını yeniden icat etmene yarayan o acımasız yeteneği kaybettiğin için acı çekiyorsun.
En büyük erdemler, en kötü köpekler, en şiddetli nefretler sessizdir. Bir kez doğduysan mutluluk ve huzur senin için cebirsel bir işlemdir. İki kez doğduysan şayet hayat artıların ve eksilerin sızamayacağı bir gizemde ilerler. Mutluluk ve huzur yetersiz, geçici ve sahtedir. Sen binlerce kere doğarak yaptın en büyük hatanı. Matematikle de aran iyi olmadı zaten hiç. Farkında olmadığın seçimlerinin yanında farkında olduğun seçimlerin Akdeniz’in yanında bir bardak su gibi. Kendini başkalarının noktalama işaretlerine bırakarak yaşamayı da tercih edebilirdin. Ama yapamadın. Nostalji hiçbir kaybın olmadığı bir dünyayı yakalamaya çalışır. Oysa hiçbir kaybın olmadığı dünya, ahlakın bulunmadığı bir dünyadır. Kayıplarla yaşamayı öğrenemedin bir türlü sen. Geçmiş zor bir sudoku oldu senin için. Geçmiş hakkında kendini kandırdığın zamanlar da oldu. Geçmiş hakkında kendilerini kandırmayı sürdürenlerin yaptığı çok iyi bir şey vardır: otobiyografi yazmak. Sen bir otobiyografinin ilk sayfaları kadar sıkıcıydın hep.
En büyük erdemler, en kötü köpekler, en şiddetli nefretler sessizdir. Sessizce kulağına fısıldayarak insanları tanıdığını söyleyenler çıktı karşına. Belki de onlardan biri de sendin. İnsanları tanımak onların yokluğunda yapılan özel bir eylemdir. Kötü olan şu ki birini tanımaya çalışmak arzuyu öldürmeye çalışmaktır. Tanımak arzuların ölümüdür. Ve zaten flört risk olasılığını beslediği için güzeldir. Emin olamamanın güzelliğine sığınmayı dene. Dilek kipi sigortacın olsun. Belki de her şeyin aydınlatılmamış olması gerçek aydınlıktır. Belki de bütün kazalar anlamlı değildir de anlam kazaların toplamından imal ediliyordur. Belki de hatırladığın için iyileşmiyor iyileştiğin için hatırlıyorsundur. Korkma; herkes unutur ve fakat kadınların hep iki kere unutması gerekir. Ve en önemlisi şu ki: kendini tedavi etmeye çalışma. Bir psikolog iyi hayatın ne olduğunu bilmiyorsa hastasının iyileşip iyileşmediğini nereden bilebilir? Soyunukken bile çıkarlarını üstünden atamazsın sen. Annesi ölenler neden mahvolur biliyor musun? Dünyayı kaldırabileceğimiz dozlarda sunmak annenin işidir. Annesi ölenlerin mahvolmaları bundandır. Aşırı doz zehirler onları. Anneleri ölmeyen çocuklar ise annelerinin onlara atfettiği anlam kalabalığından mustariptirler. Her şey olmak ödevini yapamamak kırar onları. Senin ne annen öldü ne de mustariplerdensin. Sen daima 10 yaşındaki bir çocuksun. Ve o yaşlardaki birinin yaşamış olabileceği acılar genellikle dişçi koltuğundakilerle sınırlıdır.
Ceviz kırmak için balyoz kullanmayı bırak. Korunaklı sitelere taşınarak hayatını güvenli hale getiremezsin. Unutma ki 1914’te en güvenli yer cepheydi. Başka yerlerde korkudan ve açlıktan ölünüyordu çünkü.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.