Hiç Eskimeyen Yeni

Kur’ân-ı Kerim, yeri ve göğü Yaratan’ın ezelî kelâmıdır. Asırlar önce dünyaya nâzil olmuştur; fakat onda, sonradan keşfolunan hiçbir ilmî/kevnî hakikat ile tenâkuz meydana gelmemiştir.

Hiç Eskimeyen Yeni

Kur’ân-ı Kerim, yeri ve göğü Yaratan’ın ezelî kelâmıdır. Asırlar önce dünyaya nâzil olmuştur; fakat onda, sonradan keşfolunan hiçbir ilmî/kevnî hakikat ile tenâkuz meydana gelmemiştir. Beşer dâimâ bilgisine zanları, kanaatleri ve ispatlanmamış nazariyeleri katmak zorunda olduğundan, insanın elinden çıkan eserler zamana karşı dayanıksızdır.

Sadece elli sene evvel yazılmış tıbbî bir eser incelense, bugün birçok hükmünün geçerliliğini kaybettiği görülür. Kalabalık heyetler tarafından, her sahada mütehassıslara yazdırılan ansiklopediler; çok geçmeden tashih ciltleri neşretmeye mecbur kalırlar.

Kur’ân-ı Kerim; fezânın derinliklerinden, insanın yaratılışına, sütün vücuda gelişinden, arının balı meydana getirişine birçok husûsa temas etmiş, her hususta nüzül devrindeki insanların bilmediği, ancak asırlar sonra ortaya çıkacak nice hakikatleri bildirmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’in işaret ettiği hakikatlerin tamamı da henüz tahakkuk etmiş değildir. Velhâsıl Kur’ân, dâimâ önden gitmekte, fennî ilimlerdeki yanlışları tashih etmekte ve en nihayet bütün ilimler Kur’ân’ın arkasından gelmektedir.

Kur’ân’ın bu hakikatleri, sarih ve vâzıh bir şekilde değil de, şifreli şekilde ifade etmesi de; geçmişteki insanların bilgisizliklerinden dolayı onu yalanlamamaları içindir. Dolayısıyla bu da bir başka Kur’ân mûcizesidir ki, aynı ifadelerle; hem mîlâdî 7. asrın insanına hem de asırlar sonrasının insanına hitâb etmiştir.

Meselâ, zamanın izâfiyeti meselesi; 20. asırda ortaya atılmış, çok zor anlaşılan bir husustur. Fakat Cenâb-ı Hak bizim âlemimizdeki zaman telâkkîsinin nisbîliğini açıkça ifade etmiştir:

“Allah, gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. Sonra (bütün bu işler) sizin sayageldiklerinize göre bin yıl tutan bir günde O’nun nezdine çıkar.” (es-Secde, 5)

“Melekler ve Rûh (Cebrâîl), oraya, miktarı (dünya senesi ile) elli bin yıl olan bir günde yükselip çıkar.” (el-Meâric, 4)

yetlerdeki rakamlar; farklı mesafeleri, kesretten kinâye üslûbuyla ifade etmiş, asıl olarak ise, zamanın izâfîliğini ortaya koymuştur.