Abone Ol

Ilya Repin’in “Volga Kıyısında Burlaklar” tablosu

İşçi sınıfı tokluk için, açlığını bastırmak için, yaşamak için nehir kenarında mücadele ederken; ressam Ilya Repin, Neva Nehri’nde yaptığı bir yolculuk sırasında ayakta duramayacak kadar bitkin, yüzleri solmuş, üstleri başları perişan durumdaki burlakları görür. Güzel manzarayı bozarak, içler acısı hâlleriyle açlığa karşı savaşan kara adamlar... Topraksız, yoksul köylülerdir aslında hepsi. Acının ilhamı, Ilya’nın omuzlarına asılır.

Ilya Repin’in “Volga Kıyısında Burlaklar” tablosu

Gövdelerini geriye doğru çeken o devasa gemileri hiç durmadan omuzluyorlar. Bellerine bağlanmış kenevir halatlarıyla, Volga’nın kenarında mukim yorgunluk ülkesinden bazı adamlar... Yoksulluğun en acımasız hâliyle karşımızda duruyor hepsi. En alttakiler. Tatarca bir kelimeyle sesleniyorlar onlara. Evet, adları burlak. Çekiyorlar kıyıya doğru mavnaları, gemileri; akıntıya doğru on bir kürek. Çaresizlik işçileri, Volga’nın kıyısındalar. Hayatın kıyısında... Ekmek, pirinç lapası, patates için bütün mümkünlerin kıyısında. Gemileri çekecek düzgün yollar olmadığından atlar mesela, hiç mümkün değil. Ama insan gücü ucuz ve mühim. Kıyıya yanaştırıyorlar motorsuz gemileri.

Rus Çarlığı zamanında nehirlerle sağlanan ulaşımı ekmek parasına çeviren mevsimlik işçiler... Çarlık, yakından tanıyor aslında hepsini; uzaktan seviyor mümkün oldukça. Nihayetinde açlık bastırılamaz. Evet, nehirler donana kadar halatları sırtlanıyorlar. Mevsimlik burlaklar. Ekmek, pirinç lapası, patates için... Özgürlüğün en tok hâli. Nehirler donunca aç kalacaklar.

Birbirlerine dayanarak tahammül ettikleri bir zamanın içinde ama diğer her şeyin dışındalar.

Bir gemiyi üç yüz burlak çekebilir mesela. Nehrin yedekçileri iş için her zaman hazır. Yüzlerce burlak, Volga kıyısında nöbette... Nehirler donana kadar vakitleri var. Onları bulmak kolay. Kenevir halatları, deri kayışları omuzlarına asmak kolay. Kırbaç izi yok sırtlarında; halatların izleri, tepelerine binen güneş kadar yakıcı. Çamur, sıcak, yorgunluk ve ağır sızılarla tabanlarına kadar inen acı...

Acı çekerek adımlamak dünyayı!

Ilya Repin, ünlü Burlaki na Volge (Volga Kıyısında Burlaklar / 1873) tablosunda, tarihe kalacak güçlü bir anlatı kurarak, toplam on bir figürden oluşan burlakların acıya doymuş azimlerini bütün çarpıcılığıyla resmediyor bize. Umudun izleri biraz silik... Aynı anda çaresizliğin içinde hayat bulan o zora karşı direnişin hayranlık uyandıran hâlleri görünüyor. Yaşamak için katlanmak; yaptıkları bu. Ölmemek için yaşamak! Burlakların bakışlarındaki duygu hırçınlık bile değil; acıyla yoğrulmuş uzun hissizlikler belki. Kayıtsız değiller, anın içindeler. Belleri bükülmüş, yüzleri yere düşmüş, gözlerine acı oturmuş... Aralarından birinin başı dik sadece; ufka bakıyor, nehir boyunca karşıya. Tek başına umudu temsil eden renkli gömlekli genç burlak Larka, göğsündeki halatı gevşetip düzeltmeye çalışıyor. Daha güçlü yüklenip, üzerine düşeni fazlasıyla yapacak.

Grubun en başında eski rahip Kanin var. Repin çok iyi tanıyor onu ve yüzündeki etkileyici anlamı şöyle tarif ediyor: “Tanrım! Başına sardığı o eski bez ne kadar da yakışmış... Enseye doğru dökülen kıvırcık saçları. Ama hepsinden önemlisi yüzü... Hele o gözler, o gözler! Kaşlarına doğru yükselen bakışlarında nasıl da engin bir derinlik var! Ya alnı... Geniş, zeki, aydın bir alın. Hayır, bu adam sıradan biri değil.”

Ilya Repin, hepsini tek tek tanıdığı yoksullar ordusundan on bir yüz seçerek hikâyesini hitama erdirmiş. Pipo içen, kollarını sarkıtan, ellerini kavuşturan, terini silen, son gücünü kullanan, dünyada tek başına kalmış gibi duran, piposunu kaçamak şekilde doldurmaya çalışan, güneşe sataşan, arkadaşına dayanan, görünen, görünmeyen on bir burlak... Acıdan ilham alan bir ressamın fırçasında kendi sert gerçekliğine kavuşmuş hepsi. Birbirlerine dayanarak tahammül ettikleri bir zamanın içinde ama diğer başka her şeyin dışındalar sanki. Birlikte acı çekerek adımlıyorlar dünyayı. Hepsi aynı koroda ortak bir şarkının içinde yürüyorlar ama başka başka şarkılara ait yıpranmış bedenleri... Repin, o şarkıları duyuyor.

Gövdelerini geriye doğru çeken o devasa gemileri hiç durmadan omuzluyorlar. Bellerine bağlanmış kenevir halatlarıyla, Volga’nın kenarında mukim yorgunluk ülkesinden bazı adamlar... Biterken, geleneksel Rus halk şarkılarından olan Ey, ukhnem! (Volga Boatmen / Volga Kayıkçıları) çalıyor zihnimde. Tablo ağır ağır, coşkuyla hareket ediyor. Burlakların ayaklarına derman olacak tuhaf bir gücü var bu ezginin. Güneşe şarkı söylemeyi teklif ediyor üstelik.

Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.