Abone Ol

İzlanda Başbakanı doğal görünümüyle yeni statüyü gösterdi

Moda olanın, aynı zamanda “temel olan” yere dayandığı noktada işaret ettiği gerçek; saygınlıktır artık.

İzlanda Başbakanı doğal görünümüyle yeni statüyü gösterdi

Son günlerde kolektif bir hayranlık içindeyiz. İzlanda’nın yeni başbakanı, alışılmadık sadeliğiyle hepimizi büyüledi. Sosyal medya takipçi sayısı bir günde yüzbinler arttı. Ne oldu? Neden ortalama kadın güzelliğine sahip, filtresiz ve belirlenen dişil enerji prototipinin dışındaki bir kadın toplumun büyük kesiminde bu denli şok etkisi yarattı?

Üstelik bu kadın, uzun yıllardır küresel ölçekte dayatılan güzellik standartlarının neredeyse hiçbirini taşımıyordu. Kalın dudak ve çıkık olmayan elmacık kemiği yoktu. Sevimli denilebilecek doğal bir yüzü, küçük gözleri, güneşe bakarken ortasındaki çizgi derinleşen iki kaş arası ve bolca mimiği vardı.

Kocaman bir gerçeğe çarptık. Hayranlık duyulan şey, temsil ettiği statüyü ayrıcalıklı taşıma biçimiydi. Kardashian estetiği olarak genellenen yüzler ise kitleselleştikçe ayrıcalık üretme gücünü kaybetmişti. Mesele estetik yaptırmak ya da yaptırmamak da değildi. Asıl mesele, estetiğin kadının anlamının önüne geçmeye başladığı noktaydı. Bir yüz, sahibini görünür kılmak yerine onu temsil eden bir maskeye dönüştüğünde iletişim de değişmeye başlıyordu ve başbakan kendisini, aklı, zekâsı ve misyonuyla görünür kılmıştı. Samimiyet ve karakterini, önce mimiklerinde taşıyordu.

Bir keresinde İranlı entelektüellerden oluşan bir grup içerisindeki dört kadını birbirinden ayırt etmekte ne kadar zorlandığımı hatırlıyorum. Dudaklarından gözlerimi alamadım. Aşırı beyaz ve önde olan üst dişleri vardı. Çok sonradan gördüğüm burunları neredeyse yokmuş meğer. Yüzlerine bakarken söylediklerini duymuyor; gayriihtiyari konuşulan konuların dışında kalıyordum. Geceleri sürekli horladıkları ve ağızları açık uyumak zorunda kalmaktan sürekli farenjit oldukları gibi saçma şeyler geçiyordu kafamdan. Muhteşem olduğunu bildiğim göz genetiklerini ise sazlık gibi kirpiklerle ve aşırı kalın kaşlarla görünmez hale getirmişlerdi.

Peki, asgari dört dil bilen bu kadınlar, İzlanda başbakanından daha mı az donanımlıydı? Elbette hayır! Aksine hayranlık uyandıracak birikimleri vardı. Hepsi sanatla ilgiliydi ayrıca mutlaka birer enstrüman çalıyorlardı. Yalnızca estetik referanslarını on yıl kadar geriden takip ediyorlardı. Batı’nın bir dönem küresel estetik normuna dönüşen Kardashian görselini temsil etmelerinin bedeli olarak, yanımızdaki entelektüel birikimi çok daha az olan erkek akademisyenler tarafından birçok geyik muhabbete konu edilip ciddiye alınmadan uğurlanmışlardı.

Tam da Turner’in işaret ettiği noktaya gelinmişti artık; beden, sosyal ontolojinin temel öğesi olarak karşımızda dikilmekteydi. İnsan, kimliğinin yanı sıra bedeniyle taşıdığı semboller aracılığıyla da okunuyordu. Her moda gibi yapaylık da yıpranmaya ve genişlemeye başlayıncaya kadar hükmetmişti ama bugün itibariyle sona ermişti.

Çünkü, Bourdieu’nün de gösterdiği gibi, toplumsal sınıfları birbirinden ayıran unsurlar arasında ekonomik sermaye kadar kültürel sermaye ve beğeni pratikleri de yer alır. Bir beğeni biçimi kitleselleştiğinde, seçkinlik kendisini koruyabilmek için yeni semboller üretmek zorundadır. Çünkü statü, sahip olunan nesneden çok, başkalarının henüz ulaşamadığı anlamı temsil eder. Herkesin sahip olduğu şey ise artık kimseyi ayırt edemez ve hiçbir sembol de sonsuza kadar ayrıcalığını koruyamazdı.

Bu sembolleri ilk üretenler yıllarca önden gider; onlara yüksek bedeller ödeyip uyanlar biraz arkasından… Aynı görsele düşük maliyetle ulaşanlar ise sürecin son halkasıdır ve “ayağa düştü” tanımına karşılık gelir. Kardashian estetiği de tıpkı böyle ilerledi. Karikatürleşen görselleri ve düşük zekâ temsili ile asgari ücretlinin kredi kartı taksitiyle ulaşabildiği noktaya gelince, kitlesel ayırt edici niteliğini, seçkinliğini ve statüsünü kaybetti.

Aslında bu hikâye her alanda aynıdır. Kuhn’un dediği gibi, egemen paradigmada tatminkâr bir şekilde cevaplanamayan sorular çoğalmaya başladığında bir tür çözülme başlar ve kırılmaya yol açar. Bu durum yeni bir paradigma oluşana kadar sürer. Burada cevaplanmayan ihtiyaç estetik değil saygınlıktır.

Hâl böyle olunca moda olanın, aynı zamanda “temel olan” yere dayandığı noktada işaret ettiği gerçek de saygınlıktır artık. Akışkanlık kırılır! Simülasyon çoğaldıkça kendi değerini de tüketir. Sessiz moda ise yeni felsefesini; yüksek kumaş kalitesi, sezonsuzluk, marka reklamı yapmayan ürünler ve bunları tercih eden doğal yüzler olarak belirler.

Durumu birey düzeyine indirdiğimizde ise doyurulamayan alışveriş ve estetik arayışının temsil ettiği durum da artık tedavi süreci olması gereken bir kusur olarak kabul edilmektedir. Çünkü tüketim, hazza dayalı bir döngü üretir; kısa süreli tatminler zamanla yerini daha yoğun bir eksiklik hissine bırakır. Moda psikolojisinin en görünür etkilerinden biri de bireyin kendi değerini, giderek sahip oldukları ve görünümü üzerinden tanımlamaya başlamasıdır. Buna karşılık çok amaçlı, uzun ömürlü ve az parçadan oluşan bir yaşam tarzı; özdenetimi, bilişsel esnekliği ve geciktirilmiş haz becerisini çağrıştıran, daha entelektüel ve seçkin bir kimliğin sembolü haline gelmektedir. Aslında bu değerler yeni değildir; değişen yalnızca toplumun onlara atfettiği simgesel statüdür. Bugün farklı olan tek şey, sadeliğin ilk kez bu denli güçlü biçimde modanın diliyle meşrulaştırılıyor olmasıdır. Aynı kıyafeti tekrar tekrar giyebilen insan yoksulluğun değil saygınlığın itemidir artık.

Bu yeni statü göstergesi, bireysel tercih sınırlarını aşarak kültürel sermayesi yüksek çevrelerin ortak diline dönüşmüş durumda. Galler Prensesi Catherine (Kate Middleton) ile Cate Blanchett, aynı kıyafetleri yıllar sonra yeniden giyerek sürdürülebilirliği çevresel bir tercihten estetik bir duruşa taşıdılar. Son kırmızı halılardaki, neredeyse görünmez makyajlar, doğal ciltler, sade saçlar ve gösterişten uzak zarafet ise hâlâ konuşuluyor. Tıpkı başbakanının yarattığı etki gibi… Hayranlık yön değiştiriyor ve bir çağ sessizce kapanıyor…

Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.