Kıyamet günü kabenin kendisi şefaatte mi bulunacak? Yoksa şefaat olacaksa hac ameli mi şefaat edecek. Vehb İbn Münebbih Hz. (rahmetullahi aleyh) şöyle demektedir: ''Hak Teala Hazretleri Arş'tan ellerinde altından zincirler olduğu halde kıyamet gününde kabeye yetmiş bin melek gönderir. Melekler Kabe’ye ''Sen de mahşer yerine gel'' diye davet ederler. Kabe: ''Dileğim kabul edilmedikçe mahşer yerine gelmem.'' der. Melekler: ''Ne istiyorsun?'' diye sorarlar. Kabe: ''Ey Rabbim! Beni ziyaret edenleri ve civarıma defnedilenleri bağışlamanı diliyorum.'' der. Hak Teala Hazretleri: ''Bağışladım ve seni ziyaret edenleri büyük dehşetten emin kıldım.'' buyurur… Bu rivayetin tamamı nasıldır, hadis mi, sıhhat durumu nedir?
Değerli kardeşimiz
Bu söz hadis-i şerif değil, Vehb b. Münebbih’in Tevrat’ta yazılı diyerek aktardığı bir rivayettir.
Vehb b. Münebbih şöyle demiştir
“Tevrat’ta şöyle yazılıdır
Allah Teâlâ kıyamet günü, kendisine yakın meleklerden yedi yüz bin melek gönderir. Bu meleklerin her birinin elinde altından bir zincir bulunur. Allah onlara:
‘Beyt-i Haram’a gidin; onu bu zincirlerle bağlayın ve mahşer yerine götürün.’ buyurur.
Melekler Beyt-i Haram’a gelir ve onu yedi yüz bin altın zincirle bağlayıp mahşer yerine doğru götürürler. Bu sırada bir melek:
‘Ey Allah’ın Kâbe’si, yürü!’ diye seslenir.
Kâbe ise: ‘Bana istediğim şey verilmedikçe yürümeyeceğim.’ der.
Bunun üzerine göğün üst tarafından bir melek
‘İste; istediğin sana verilecektir.’ diye seslenir.
Kâbe: ‘Rabbim! Çevremde defnedilmiş olan mümin komşularım hakkında benim şefaatimi kabul et.’ diye dua eder.
Allah Teâlâ: ‘İstediğini sana verdim.’ buyurur.
Bunun üzerine Mekke’de vefat edenler kabirlerinden yüzleri ak ve hepsi ihramlı olarak çıkarılırlar. Kâbe’nin etrafında toplanır ve telbiye getirirler.
Sonra melekler: ‘Ey Allah’ın Kâbe’si, yürü!’ derler.
Kâbe yine: ‘Bana istediğim şey verilmedikçe yürümeyeceğim.’ der.
Göğün üst tarafından bir melek: ‘İste; istediğin sana verilecektir.’ diye seslenir.
Kâbe şöyle der: ‘Rabbim! Her uzak yoldan, üzerleri toz toprak içinde, saçları dağınık bir hâlde bana gelen mümin kulların için istiyorum. Ailelerini, çocuklarını ve sevdiklerini geride bıraktılar; bana olan özlemleriyle beni ziyaret etmek, sana teslimiyet ve itaat göstermek üzere yola çıktılar. Kendilerine emrettiğin şekilde hac ibadetlerini tamamladılar. Senden, onları en büyük korkudan emin kılmanı, onlar hakkında benim şefaatimi kabul etmeni ve onları benim etrafımda toplamanı istiyorum.’
Bunun üzerine bir melek: ‘Onların arasında, seni ziyaret ettikten sonra günah işleyen ve büyük günahlarda ısrar eden, bu yüzden kendisine ateşin gerekli olduğu kimseler de var.’ der.
Kâbe: ‘Ben yalnızca büyük günah sahipleri hakkında şefaat etmek istiyorum.’ der.
Allah Teâlâ: ‘Senin onlar hakkındaki şefaatini kabul ettim ve istediğini sana verdim.’ buyurur.
Bunun üzerine göğün üst tarafından bir münadi şöyle seslenir
‘Dikkat edin! Kâbe’yi ziyaret etmiş olanlar insanların arasından ayrılsın!’
Onlar insanların arasından ayrılırlar. Allah onları Beyt-i Haram’ın çevresinde toplar. Yüzleri ak, ateşten emin bir hâlde Kâbe’nin etrafında tavaf eder ve telbiye getirirler.
Sonra göğün üst tarafından bir melek
Kabe’de: ‘Buyur, buyur! Hayır Senin elindedir. Buyur! Senin hiçbir ortağın yoktur. Buyur! Hamd de nimet de Senindir, mülk de Senindir. Senin hiçbir ortağın yoktur.’ diyerek yürür ve mahşer yerine götürülür.” (bk. Salebî, el-Keşf ve’l-Beyan, Al-i İmran 3/97. ayetin tefsiri)
Burada dikkat edilmesi gereken en önemli ifade, rivayetin başındaki “Tevrat’ta şöyle yazılıdır” sözüdür. Dolayısıyla Vehb b. Münebbih, bunu Hz. Peygamber’den işittiği bir hadis olarak değil, Tevrat’ta bulunduğunu söylediği bir bilgi olarak aktarmaktadır.
Bu rivayet İsrailiyat kapsamında mıdır?
Evet, İsrailiyat kapsamında değerlendirilmesi daha uygundur. Çünkü Vehb b. Münebbih, önceki kutsal kitaplarda ve Ehl-i kitap kültüründe bulunan bazı bilgileri İslâmî literatüre aktaran tabiîlerdendir. Nitekim burada da açıkça “Tevrat’ta yazılıdır” demektedir.
Fakat “İsrâiliyat” demek, otomatik olarak “kesinlikle yalandır” demek değildir. İslâm âlimleri bu tür rivayetlere karşı ihtiyatlı davranmışlardır. Kur’an ve sahih sünnet tarafından doğrulanan kısmı kabul edilebilir; İslâm’ın açık naslarına aykırı olan reddedilir; hakkında herhangi bir hüküm bulunmayan hususlarda ise kesin bir dinî bilgi olarak inanılmaz ve aktarılmaz.
Dolayısıyla bu rivayette anlatılan Kâbe’nin mahşere götürülmesi ve bizzat Kâbe’nin hacılar hakkında şefaat etmesi gibi ayrıntıları, sahih bir hadisle sabit olmuş kesin bilgiler olarak kabul etmek mümkün değildir.
Peki Kabe şefaat edecek mi?
Kur’an-ı Kerîm ve sahih hadislerde kıyamet gününde şefaatin varlığı açıkça ortaya konulmuştur. Ancak şefaat, Allah’tan bağımsız bir yetki değildir. Şefaat bütünüyle Allah’ın iznine ve O’nun razı olduğu kimselere bağlıdır.
Kabe, Allah’ın yeryüzündeki en kutsal mekanıdır. Kur’an-ı Kerîm’de “İnsanlar için kurulan ilk ev” olarak nitelendirilmiş (l-i İmrân, 3/96), hac ve umre ibadetlerinin merkezi kılınmış ve Beytullah’ı ziyaret etmek büyük bir ibadet olarak emredilmiştir.
Hac, tavaf, Beytullah’ı ziyaret ve diğer ibadetlerin faziletleri de sahih naslarla sabittir, Allah’ın izniyle bunların da şefaat etmesi mümkündür. Ancak Kabe’nin kıyamet gününde bizzat şefaat edeceğini bildiren sahih ve merfu bir hadis bulunmamaktadır.
Ama bundan Kabe’nin, haccın ve Beytullah’ı ziyaret etmenin ahirette hiçbir faydasının olmadığı sonucu da çıkarılmamalıdır. Tam tersine, bunların faziletleri Kur’an ve sahih sünnetle sabittir. Müminin yaptığı hac, tavaf, dua, ibadet ve diğer salih ameller Allah’ın rahmetine ve mağfiretine vesile olur.
Selam ve dua ile...Sorularla İslamiyet