Dayısının, onu yazıda daha fazla gelişmesi için dönemin ünlü hattatı Kazasker Mustafa İzzet Efendi’ye (ö.1876) götürmek istemesi düşüncesi, başka bir hocaya gitmek istemeyen Şevkî Efendi’de karşılık bulmamış ve bağlılığının göstergesi olan bu davranışı ile hocasının: “Asrın ferîdi (en üstünü) olursun.” şeklindeki hayır duasına mazhar olmuştur. Öte yandan bu tercihi ona, Kazasker halkasının bir temsilcisi olmak yerine, Türk hat sanatı tarihinde müstakil bir mektep kurucusu olma vasfını kazandırmıştır.
Hafız Osman Efendi (ö. 1698), Yedikuleli Seyyid Abdullah (ö. 1731), Mustafa Râkım (ö. 1826) gibi öncü hattatların eserlerinden istifade ile şahsi üslûbunu oluşturan Mehmed Şevkî Efendi, yazı sanatındaki yolculuğunu sürdürürken bir yandan da Harbiye Nezâreti Mektûbî-i Seraskerî ve Menşe-i Küttâb-ı Askerî’de yazı hocalığı yapmıştır. Uzun yıllar boyunca devam eden bu görevlerine ilaveten, Yıldız’daki Mekteb-i Şehzâdegan’da II. Abdülhamid’in şehzâdelerine yazı tâliminde bulunduğu, o sırada veliaht V. Mehmed Reşad’ın da kendisinden hat meşki alanlar arasında olduğu, işinden arta kalan vakitlerde de burada eski üstatların Yıldız Kütüphanesi Koleksiyonu’ndaki yazma eserlerini incelediği bilinmektedir. İstanbul Haseki’deki konağında o vakitler haftalık tatil günü olan cuma günlerini, namaz vaktine kadar meşk almak isteyen talebelerine ayıran Mehmed Şevkî Efendi’nin, ismi tespit edilebilen çokça talebesi bulunmaktadır. En tanınmış talebelerinden birkaçı; Filibeli Bakkal Arif (ö. 1909), Mehmed Fehmi (ö. 1915), Kızanlıklı Mehmed Hulûsi (ö. 1908) efendiler ve Ferid Bey’dir (ö. 1930).
Mehmed Şevkî Efendi’nin şahsiyetine dair bilgilerin önemli bir kısmı, A. Süheyl Ünver’in derlediği notlardan edinilmektedir.
Onun şahsiyetine dair bilgilerin önemli bir kısmı, Türk tıp tarihi, kültür tarihi ve geleneksel sanat konularındaki çalışmalarıyla tanınan torunu A. Süheyl Ünver’in derlediği notlardan edinilmektedir. Nurânî yüzlü, kırmızı yanaklı, orta boylu, hafif şişman, yakışıklı, kara gözlü ve karakaşlı, bir tutam siyah sakallı, az ve öz konuşan, tatlı bir eda ile yavaş yavaş anlatan, asla sert konuşmayan, kahkaha ile gülmeyen, çok sabırlı, yumuşak huylu, hayırsever, sevimli, kâmil bir zat olarak tarif edilen Mehmed Şevkî Efendi’nin, ahlakı ile bütünleşen sanatı için Kazasker’in: “Onun ahlakında bir pürüz olmadığı gibi yazıları da pürüzsüzdür.” dediği nakledilmektedir.
Geçimini resmi vazifesinden aldığı maaş ile sağlayan Mehmed Şevkî Efendi’nin, yazılarına talip olanların verdikleri meblağın tamamını düzenli biçimde yoksullara sarfettiği, vefatından sonra ortaya çıkan masraf defterlerindeki kayıtlardan anlaşılmıştır. Sanat hayatı boyunca 25 Mushaf’ın yanı sıra çok sayıda cüz, evrâd, kıta, murakkaa ve hilye kaleme almış; sülüs ve nesih yazılarına nazaran celî sülüs sahasında daha az miktarda olmak üzere, levha, kitâbe ve mezar taşı türlerinde de eserler vermiştir. Bazı celî sülüs yazılarının rastlandığı mimari eserler arasında; Cihangir Camii, Sünbül Sinan Camii, Pertevniyal Valide Sultan Camii gibi yapılar bulunmaktadır. Topkapı Sarayı başta olmak üzere çeşitli müze ve kütüphaneler ile özel koleksiyonlarda yer alan eserleri, özellikle sülüs ve nesih hattındaki olgun üslûbunu yansıtan seçkin örnekler olarak yazı tarihindeki yerini almıştır.
Mehmed Şevkî Efendi’nin, yazılarına talip olanların verdikleri meblağın tamamını yoksullara sarfettiği vefatından sonra anlaşılmıştır.
Bilindiği üzere hat sanatının öğretimi, usta-çırak usulü ile gerçekleşmektedir ve bu süreçte hocanın talebeye, talim etmesi için model olarak verdiği “meşk” adlı yazı örnekleri önemli bir yer tutar. Meşk safhası olarak adlandırılan bu evrede, öncelikle harfler ve birleşmelerinin öğrenildiği “müfredat” meşkleri yazılır. Bunu; terkip ve tertip kabiliyetinin geliştirilmesine yönelik, cümle şeklindeki yazı örneklerinden oluşan “mürekkebat” meşkleri takip eder. Tam da bu noktada Mehmed Şevkî Efendi’nin, her hattata nasip olmayacak biçimde, hüsnühat talebeleri üzerindeki etkisini kesintisiz biçimde sürdürebilen müstesna sanatkarlardan biri olduğunu belirtmek gerekir. Zîra onun sülüs ve nesih hatları ile talebeleri için hazırladığı meşk murakkaaları, bir buçuk asırdan beri ve günümüzde matbu olarak çoğaltılmak suretiyle, kendi çağını ve hatta yaşadığı toprakları aşacak biçimde dünya üzerinde model alınmaya, dolayısıyla öğretici olmaya devam etmektedir. Bu durum onun, en güzel nispetlerle son şeklini verdiği sülüs ve nesih hatlarını, henüz aşılamayan bir berraklığa kavuşturduğunun da göstergesi olarak değerlendirilebilir. Ayrıca bu bağlamda güncel bir haber olarak, TÜYEK’in üçüncü, TÜYEK bünyesinde kurulan Yazma Mushaflar Dairesi Başkanlığı’nın birinci eseri olarak, Şevkî Efendi’nin TSMK-MR.4’te kayıtlı bulunan 1294/1877 tarihli Mushaf’ının, uzun yılların hazırlıkları neticesinde, Kasım 2025’te tıpkıbasımı yapılarak, yazma Mushaf seven meraklıların ilgisine sunulduğu hatırlanabilir.
Sanatındaki fevkaladeliği, yakın arkadaşı Sâmi Efendi’nin (ö. 1912): “Şevkî'nin elinden, istese de fena harf çıkmazdı.” ifadeleriyle veciz biçimde dile getirilen Mehmed Şevkî Efendi, sayısız eser sığdırdığı ömrünün son zamanlarında geçirdiği felç nedeniyle yazıdan uzaklaşmak zorunda kalmış, bir müddet hasta yattıktan sonra 7 Mayıs 1887 / 13 Şaban 1304’te vefat etmiştir. Merkez Efendi Mezarlığı’nda, mezar taşı kitabesini yazdığı dayısı ve hocası Hulûsi Efendi’nin yanına defnedilen Şevkî Efendi’nin kabir kitabesini ise oğlu Said Bey yazmıştır. Osmanlı Döneminde Kur’an-ı Kerîm’in hâdimi olarak nitelendirilen sülüs ve nesih hatlarının, onun meşkleri üzerinden, hiç kesintiye uğramadan öğrenilmeye devam etmesi duasıyla, ruhu şâd olsun…
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.