Abone Ol

Muhammed İkbal’in Şiirinde Osmanlı, Şehadet ve Ümmet Bilinci

Muhammed İkbal’in Trablusgarb Savaşı sırasında Osmanlı’ya destek ve ümmet bilincini anlatan şiiri ile Hind Müslümanlarının dayanışması aktarılıyor.

Muhammed İkbal’in Şiirinde Osmanlı, Şehadet ve Ümmet Bilinci

Osmanlıʼnın Trablusgarb vilâyeti (bugünkü Libya) İtalyanlar tarafından işgal edilip bir avuç vatanperver askerimizin dâsitânî bir müdâfaa ve mücâdele sergilediği günlerde, Hind müslümanları, ecdâdımıza destek olabilmek için büyük bir miting düzenlemişlerdi.

MUHAMMED İKBAL’İN ŞİİRİNDE TRABLUSGARB VE OSMANLI’YA DESTEK

Pakistanʼın kuruluşunda fikir babalığı yapmış olan şâir ve mütefekkir Muhammed İkbal, bu mitingde topluluğu heyecana getiren, Urdu dilinde müthiş bir şiir okudu. O şiirde diyordu ki:

“Bu dünyanın ıztırap veren hâllerinden sıkılmış, (uyku ile uyanıklık arasındayken) başka bir âleme göç etmiştim. Melekler beni Hazret-i Muhammed r’in huzûruna çıkardılar. Peygamber Efendimiz sordu:

«–Bana güzel bir koku gibi yaklaştın. Söyle bana, o dünya âleminden getirdiğin güzel hediye nedir?»

«–Yâ Rasûlâllah!» dedim. «–Dünyada huzur ve rahat kalmadı. Arzu edilen hayat ele geçmiyor. Varlık bahçelerinde binlerce lâle ve gül var, fakat hiçbirinde vefâ kokusundan eser yok. Bu sebeple huzûrunuza hediye olarak ancak bir şişe getiriyorum. Bu billur şişenin içinde, o derece kıymetli bir şey var ki emsâlini bulmak imkânsızdır. Bu şişede; ümmetinizin namusu, şerefi ve vicdânı vardır. Bu şişede, Trablusgarb İslâm beldesinde işgalci İtalyanlara karşı harb ederken şehid düşen Türk askerlerinin mübârek kanı vardır.»”

Bu müthiş hitap üzerine, Pakistanlı müslümanlar neleri varsa verdiler. Trablusgarb Harbi’nden başlayarak, 1. Dünya Savaşı ve İstiklâl Harbi’ne kadar, sürekli Osmanlı ve Türkiyeʼye yardımda bulundular.

Belki bugün bizler de aynı hissiyât içinde Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemʼin rûhâniyetinden tevessül ve istimdâd etmeliyiz:

Yâ Rasûlâllah! Cihan yeniden bir câhiliye devrine girdi. Ebreheler, İslâmʼın harîm-i ismetini çiğnemek için tekrar ayağa kalktı. Ebû Cehiller artık kıtalar geziyor. Günümüzün Firavun ve Nemrutları, tarihteki emsallerinden daha büyük bir vahşetle, günahsız çocukların üzerine bomba yağdırıyor, mazlumları diri diri enkazlara gömüyorlar. Ümmet, âdeta ipi kopmuş tespih taneleri gibi darmadağınık. İki milyarlık devâsâ İslâm âlemi, zâlimlere karşı âdeta “bir selin getirip yığdığı ve hiçbir ağırlığı olmayan çer-çöp misâli”[1] bir zaafiyet içinde.

Bugün huzûruna binbir mahcûbiyetle arz edebileceğimiz billur şişede ancak ümmetinin gözyaşları var. Yine o şişede; dün Bosnaʼda, Myanmarʼda, Afrika’da, Irakʼta, Afganistanʼda, Suriyeʼde, bugün ise Filistinʼde katledilen mazlumların ve daha nice İslâm beldelerinde şehîd edilen ümmetinin kanları var.

Yâ Rasûlâllah! Ümmetine karşı raûf ve rahîm olduğunu, bir anne-babanın evlâdına olan şefkat ve merhametinden çok daha fazlasını ümmetin için duyduğunu, Rabbimiz müjdeliyor.[2]

Ey âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem! Ümmetine şefkat kanatlarını gererek dünyada ve ukbâda selâmete ermemiz için şefaat eyle!

“…Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman, (Rasûlʼüm) Sana gelseler de Allahʼtan bağışlanmayı dileseler, Rasûl de onlar için istiğfâr etseydi, Allâhʼı ziyâdesiyle affedici, çok merhametli bulurlardı.” (en-Nisâ, 64) âyet-i kerîmesinde buyrulduğu üzere;

Ey Allâh’ın Rasûlü! Biz de Rabbimizʼden hem bizi bağışlamasını, hem de ümmetin mazlumlarını selâmete çıkarmasını diliyoruz.

Medet yâ Rasûlâllah, şefaat yâ Habîballah!..

[1] Bkz. Ebû Dâvûd, Melâhim, 5/4297.

[2] Bkz. et-Tevbe, 128.