Saraylardaki Osmanlı Haremi, gerçekten de mükemmel bir mekteptir. Bugün -maalesef- bir eğlence yeri olarak gösteriyorlar. Asla doğru değildir.
Hattâ hâlâ saraylarda görülebilir ki
Harem ehlinin yaşadığı bölüm, son derece sadedir. Hattâ günümüzdeki sıradan evlerden daha sadedir. Saraylarda tezyinatlı yerler, elçilerin girip çıktıkları, Selâmlık bölümüdür.
Harem’e alınan kızlar, 7 sene kuvvetli bir eğitimden geçerlerdi. Her gün teheccüd namazından sonra eğitimleri başlıyordu. Öğle vakti biraz ara veriliyordu. Öğleden sonra tekrar devam ediliyordu.
Her sultan hanımı, en az iki yabancı dil bilirdi. Fennî ilimleri öğrenirdi. Bunun yanında da başta tasavvuf olmak üzere, diğer dînî ilimleri tahsil ederdi. Bilhassa tasavvufun kendilerine ilkā ettiği merhamet ve şefkat ile dolu dolu yetiştirilirlerdi.
Bu câriyelerin her birinin kaydı tutulurdu; ahlâkî durumu, hizmete alâkası, merhameti ve şefkati... Vâlide Sultanlar, şehzâdelere bu en kabiliyetlilerden zevce seçerlerdi.
Diğer yetiştirilen kızlar da paşalarla evlendirilirdi. Çünkü bunlar, bir saray terbiyesinden gelmişti. Hattâ bunlara halk tarafından «saraylı» denirdi. Gittikleri çevrede, sarayda aldıkları tasavvufî terbiyeyi yayarlardı.
Sultan annelerimiz; tasavvufî terbiyeyle yetiştikleri ve merhamet âbidesi oldukları için, kendilerine gelen bütün imkânları, hayır-hasenâtlarla halka yansıtırlardı.
Bugün tarihî semtlerimizdeki çoğu camiler, mektepler, çeşmeler, hastahâneler, hep bu vâlidelerimize aittir.
Osmanlı örfünde iki minareli camiler, ekseriyâ padişah ve padişah hanımlarınındır.
Üsküdar’ımızda sultan hanımların inşâ ettirdiği 3’ü çift minareli 4 cami vardır.
Bu terbiye vesilesiyledir ki
Osmanlı’da kurulan yirmi altı bin küsur vakfın bin dört yüz kadarı hanımlar tarafından kurulmuştur.
Vâlide sultanlardaki merhamet ve şefkat ufkuna iki misal verelim
Hatice Turhan Sultan Vakfiyesi
Hatice Turhan Sultan, temeli atılan Yeni Camii’nin inşâsını tamamlatıp ibâdete açtırmıştır. Bu caminin vakfiyesinde dikkati çeken bir husus da, kandil ve Ramazan gecelerinde bazı çeşmelerden bal şerbeti akıtılması ve namazdan çıkan cemaate ikrâm edilmesinin düşünülmesidir. Şerbetin en kaliteli baldan hazırlanması dahî vakfiyeye tescil edilmiştir.
Hacıların Su Sıkıntısını Gideren Mihrimah Sultan'ın Mütevazi Hayrı
Edirnekapı ve Üsküdar’da birer selâtîn cami inşâ ettirmiş olan Mihrimâh Sultan; vaktiyle Hârun Reşid’in hanımı Zübeyde’nin Bağdat’tan Arafat’a ulaşan su yolları yaptırmış olduğunu, fakat zamanla bunların bozulduğunu, bu sebeple de hacıların Arafat’ta şiddetli su sıkıntısı çektiklerini duymuştu. Bunun üzerine derhâl babası Kanunî Sultan Süleyman’ın huzûruna çıkarak, sahibi bulunduğu bütün mücevherâtı bu yolda sarf etmek için müsaade istedi. Mimar Sinan’ın da bu işe memur edilmesi talebinde bulundu. Ayrıca bu hayrâtının da dâimâ gizli kalmasının teminini istirhâm etti.
Bu suyun hâlâ «Ayn-ı Zübeyde» ismiyle anılması, Mihrimâh Sultan’ın bu hayrını gizlemiş olmaktaki hassâsiyetinin bir neticesidir.
Bu hanım annelerimiz paralarını israf etmediler. Topluma saray modası ve lüksü getirmediler. Yani onlar, ellerinde fırsat olduğu hâlde, gayet mütevâzı yaşayan annelerimizdi.
Hâsılı servet ve saltanat; o vâlideleri şımartmadı, kulluklarını unutturmadı.
Fânî hayatlarından geriye; geçici mîraslar ve fânî mücevherler bırakmadılar. Kıyâmete kadar amel defterlerine sevap yazdıracak, muhteşem vakıf eserleri bıraktılar.
Vâlide sultanlar kadar, halkın içindeki annelerde de muazzam bir şuur vardı.
Medeniyetimizde Sâliha Hanım ve Sâliha Annenin Mevkii
93 Harbi’nde Erzurum’un Ruslara karşı müdafaasında Nene Hatun’un sergilediği kahramanlıklar, medeniyetimizde sâliha hanım ve sâliha annenin mevkiini göstermeye yeter...
Millî Mücadele’de Şerife Bacı; yanında dokuz aylık bebeğiyle, İnebolu’dan aldıkları cephaneyi cepheye ulaştırmak için kağnılarla yola çıkar. «Çocuğu üşümesin» diye kağnının içerisine silâhlar arasına, otlardan bir döşek yapar, üzerindeki kazağı da silâhların ve çocuğunun üzerine örter.
Zorlu kış şartlarına dayanamayan Şerife Bacı; Kastamonu Kışlası yakınlarında silâhların üzerine yatmış şekilde donarak hayatını kaybeder, küçük kızı ise kurtarılır.
Bütün bu anneler unutulmadı. Milletin sînesinde hayatiyetini devam ettiriyor.
Unutmamalıdır ki
Toplumda sâliha anneler varsa, hayırlı bir nesil vardır. Yarının nesillerini yetiştirecek sâliha annelerdir. Evlâtlarına, Çanakkale destânını ninni yapan nesil; îmânına, milletine ve bütün maddî-mânevî değerlerine sahip çıkacaktır.
Cenâb-ı Hak, ümmet-i Muhammed’i sâliha annelerin şefkat ve merhamet kanatlarından mahrum eylemesin. mîn!..