Soykırımcı israilin işgal altındaki Batı Şeria’da Filistinlilere ait ev ve tesislere yönelik yıkım faaliyetleri artarken, uygulamaların Oslo Anlaşması uyarınca Filistin’in sivil yönetiminde bulunan A ve B bölgelerine de yayıldığı belirtiliyor.
Yıkım politikasının sahada yeni bir durum oluşturmayı, yasa dışı yerleşimleri genişletmeyi ve Filistinlilerin yaşam alanlarını daraltmayı amaçladığı ifade ediliyor. israil seçimleri öncesinde hız kazanan uygulamaların, gelecek hükümetin geri döndürmekte zorlanacağı kalıcı sonuçlar doğurabileceği değerlendiriliyor.
Hukuki girişimler yıkımları durduramıyor
Nablus’ta üç ailenin yaşadığı ve yaklaşık 400 bin dolar değerinde olduğu belirtilen üç daireli bir ev, 2021’den bu yana sürdürülen hukuki girişimlere rağmen bu yılın başında yıkıldı. Ev sahipleri, bölgelerinin yoğun nüfuslu ve israil yerleşimleri ile çevre yollarından uzak olmasına rağmen yıkımın gerçekleştirildiğini bildirdi.
Beytüllahim’in güneydoğusundaki El-Minye köyünde de 70’li yaşlarındaki bir çiftin yaşadığı 150 metrekarelik ev, mahkeme kararı bulunmadığı belirtilmesine rağmen “ruhsatsız yapı” gerekçesiyle tamamen yıkıldı. israil güçlerinin ev sakinlerinin eşyalarını çıkarmasına izin vermediği, yakındaki diğer aile üyelerinin evlerinin de yıkılmasından endişe edildiği aktarıldı.
Amaç kalıcı bir durum oluşturmak
Filistinli uzmanlar, yıkım emirlerindeki artışın israil seçimleri öncesinde sahadaki yerleşim politikasını kalıcılaştırma amacı taşıdığı görüşünde. Yıkılan yapılar ve genişletilen yerleşim alanlarının, seçimlerden sonra göreve gelecek hükümet için değiştirilmesi zor bir fiilî duruma dönüşebileceği belirtiliyor.
Yıkımların C bölgelerinin yanı sıra Filistin Yönetimi’nin ruhsat verme yetkisine sahip olduğu A ve B bölgelerinde de uygulanması, Oslo Anlaşması’yla tanınan yetkilerin aşındırılması olarak değerlendiriliyor.
Yıkım emirlerinde keskin artış
Geçmiş yıllarda Batı Şeria genelinde yılda ortalama 100 ila 120 yıkım emri kaydedilirken, yalnızca ağustos ayının ilk 26 gününde B ve C bölgelerinde 78 yıkım emri verildiği bildirildi.
Yıkımlarda Ürdün döneminden kalan Köy ve Şehir Planlama Yasası ile soykırımcı israil ordusunun çıkardığı askeri emirlerin kullanıldığı belirtiliyor. İnşaat ruhsatlarının imar planlarına bağlandığı ancak Filistin yerleşimlerine ait imar planlarının büyük ölçüde reddedildiği ifade ediliyor.
Filistinlilerden ayrıca arazinin bütün ortak sahiplerinin onayını almaları, ortak mülkiyeti sona erdirmeleri ve ayrıntılı planlar hazırlamaları isteniyor. Ailelerin bir bölümünün ülke dışında yaşaması ve bürokratik şartların ağırlığı, bu koşulların karşılanmasını çoğu zaman imkânsız hâle getiriyor.
Askeri emirlerle yetki alanı genişletildi
2018 yılında çıkarılan 1897 sayılı askeri emir kapsamında; çevre yollarının, israil yerleşimlerinin veya askeri kampların yakınında bulunan ya da planlanması zor kabul edilen Filistin yapılarının yıkılmasının önü açıldı.
2021’de çıkarılan ve “yıkım niyeti” olarak adlandırılan başka bir askeri emir ise bir güvenlik projesini etkilediği ileri sürülen yapıların A veya B bölgelerinde bulunsa dahi yıkılmasına imkan tanıyor.
Bu kapsamda duvar, yol, askerî kamp veya yerleşim projelerinin yakınındaki Filistin yapılarına yönelik yıkım kararları “güvenlik” gerekçesiyle uygulanıyor.
Tarihi eserler de gerekçe gösteriliyor
Soykırımcı israilin tarihi ve arkeolojik alanları da yıkım gerekçesi olarak kullandığı belirtiliyor. İngiliz manda dönemine ait kayıtlarda Batı Şeria genelinde on binlerce bölgenin tarihi alan veya eski uygarlıklara ait kalıntıların bulunduğu yerler olarak sınıflandırıldığına dikkat çekiliyor.
Bu geniş sınıflandırmanın, binlerce Filistin arazisinin kontrol altına alınması ve bu bölgelerdeki yapıların yıkılması için kullanılabileceği ifade ediliyor.
2026’da 1.059 yapı yıkıldı
Açıklanan verilere göre israil makamları, 2026’nın başından bu yana Batı Şeria’da Filistinlilere ait toplam 1.059 yapıyı yıktı. Bunların 266’sını kullanılan konutlar, 66’sını boş yapılar, 290’ını geçim kaynağı niteliğindeki işletmeler ve 360’ını tarımsal yapılar oluşturdu.
Barınma, üretim ve temel geçim imkanlarıyla doğrudan bağlantılı yapıların toplam yıkımlar içindeki payının yaklaşık yüzde 93 olduğu kaydedildi.
B bölgelerinde 2025 yılında 18 yapı yıkılırken, bu sayı 2026’da 44’e yükseldi. Böylece bu bölgelerdeki yıkımlarda yaklaşık yüzde 144 artış yaşandı.
Yıkım politikasının yalnızca binaları değil, ailelerin barınma güvenliğini, gelir kaynaklarını ve topraklarında yaşamayı sürdürme imkanlarını da hedef aldığı belirtiliyor. Uygulamaların Filistinlilerin yaşam alanlarını daraltarak zorlayıcı bir göç ortamı oluşturduğu ve bölgenin coğrafyasını yerleşim projeleri doğrultusunda değiştirdiği değerlendiriliyor.