Abone Ol

Süresiz Nafaka kalktı mı, İslam nafaka konusunda ne emrediyor?

Süresiz nafaka, boşanmayı kabul etmeyen Katolikler açısından mantıklı bir düzenleme olabilir. Boşanma olmadığına göre ayrı yaşasa bile erkek hanımının geçimini sağlamalıdır. Ancak İslam’da böyle bir husus yoktur. Boşanma mubahtır ve ayrılıktan sonra iddet bittiği anda taraflar arasındaki ilişki sona erer, birbirlerine yabancı hale gelirler. Ortak çocuk varsa onun hakları ayrıca korunur. Zaten çocuğun sorumluluğu da babaya aittir.

Süresiz Nafaka kalktı mı, İslam nafaka konusunda ne emrediyor?

Anayasa Mahkemesi (AYM) 4 Haziran 2026 tarihinde Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 175. maddesinde yer alan ve yoksulluk nafakasının “süresiz olarak” talep edilmesine imkân tanıyan ibareyi oy çokluğuyla iptal etti. Şimdi bu kararın ne getirip ne götüreceğini, nasıl bir değişikliğe yol açacağını irdelemeye çalışacağız.

Önce TMK’na göre eşler arası nafaka yükümlülüğüne bakalım

1. Tedbir Nafakası (TMK m. 169 ve m. 197)

Boşanma davası açılmadan önce eşlerin haklı sebeple ayrı yaşamaya başlaması veya boşanma davasının açılmasıyla birlikte gündeme gelen geçici bir hukûkî koruma mekanizmasıdır.

Amacı, dava sürecinde eşlerin ve müşterek çocukların barınma, geçim ve asgârî hayat kalitelerinin korunmasıdır. Tedbir nafakasında kusur şartı aranmaz; tamamen eşlerin cari ekonomik durumları ve muhtaçlık dereceleri dikkate alınır. Davanın kesinleşmesiyle birlikte kendiliğinden nihayete erer.

2. Yoksulluk Nafakası (TMK m. 175)

Boşanma hükmünün kesinleşmesinden sonra başlayan bu nafakanın şartları şunlardır

- Talep eden tarafın boşanmaya yol açan hâdiselerde diğer eşten daha ağır kusurlu olmaması (eşit kusurlu veya kusursuz olması),

Boşanma neticesinde gerçek anlamda yoksulluğa düşecek olması

- Nafaka yükümlüsünün ödeme gücünün bulunması.

AYM’nin iptal ettiği düzenleme, işte bu fakirlik nafakasının ucu açık bir biçimde “süresiz” olarak takdir edilebilmesine imkân tanıyan yasal esastır. Yoksa fakirlik nafakası iptal edilmemiştir.

Çocuk lehine hükmedilen ve onun bakım, eğitim ve gelişim giderlerine katılımı amaçlayan iştirak nafakası (TMK m. 182), eşler arası bir nafaka türü değildir. AYM’nin iptal kararı, iştirak ve tedbir nafakasını kapsamamaktadır.

AYM önceki başvuruları reddetmişti

Aslında AYM’ye daha önceleri de “süresiz” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesi ile başvurular yapılmış ancak bu başvurular reddedilmişti.

Anayasa Mahkemesi’nin süresiz nafaka konusundaki ilk kararı 25 Haziran 2009 (E.2005/56, K.2009/94); ikincisi 17 Mayıs 2012 tarihinde (E.2011/136, K.2012/72) verilmişti. Bu kararlarda AYM, "süresiz" ibaresini anayasaya uygun bulmuştu. Mahkeme o dönem, "süresiz" kavramının mutlak bir ömür boyu ödeme anlamına gelmediğini; TMK m.176 uyarınca alacaklının yeniden evlenmesi, fiilen evli gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması veya yükümlünün mâlî gücünü kaybetmesi halinde yargı yoluyla nafakanın kaldırılabileceğini belirterek sistemi meşrulaştırmıştı.

O zamanki AYM’ye göre boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eşin korunması sosyal devlet ilkesinin bir gereğidir ve boşanmanın ekonomik sonuçlarının tamamen güçsüz eşin üzerinde bırakılması hakkaniyete uygun değildir.

AYM daha sonra yapılan aynı husustaki başvurulardan 2015 yılındakini "10 yıl geçmeden aynı maddeye itiraz edilemez" kuralı; 2025 yılındakini ise normun müşahhas hâdisede uygulanacak nitelikte olmaması sebebiyle esasa girmeden usulden reddetmişti.

Bu sene Haziran ayında ise Antalya 12. Aile Mahkemesi'nin itiraz yoluyla taşıdığı dosyada AYM, on dört yıllık içtihadını değiştirerek "süresiz olarak" ibaresini oy çokluğuyla iptal etti.

Gerekçeli karar henüz yayımlanmadığı için hangi gerekçelerle bu kararın verildiğini bilemiyoruz. Bu kararın bir zihniyet değişikliği mi yoksa geçici bir husus mu olduğu gerekçeli karardan ve Meclis’teki düzenlemeden sonra netleşecek.

AYM’de farklı bir ses

2012 yılında AYM’nin verdiği red kararına katılmayan tek üye Hicabi Dursun'un, yazdığı karşı oy gerekçesinden de bahsetmek uygun olur. Belki AYM yeni kararında benzer gerekçeler ileri sürecek. Bu karşı oy gerekçesinde ana hatlarıyla şunlar ifade edilmiş:

❶ “Evlilik hukuken bittiği halde sorumlulukların ömür boyu devam etmesi hakkaniyete aykırıdır.

❷ Her türlü hukûkî hak ve borcun "zamanaşımı" veya "hak düşürücü süreye" tabi olduğu bir hukuk sisteminde, nafakanın sanki kalıcı bir mülkiyet hakkıymış gibi süresiz kılınması adâlet duygusunu zedeler. Kanunun (TMK m. 175) evlilik süresi veya yaş gibi sınırlandırıcı kriterler içermemesi bu adâletsizliği büyütmektedir.

❸ Nafakanın süresiz olması, borçlu eski eşin "acaba şartlar değişti mi?" diyerek alacaklı eşi sürekli gözetlemesine, onun özel hayatına müdahale etmesine ve üzerinde psikolojik baskı kurmasına yol açar.

❹ Süresiz nafaka, alacaklı tarafı sırf eski eşini ömür boyu cezalandırmak amacıyla kayıt dışı çalışmaya, gelir getirecek bir işe girmemeye veya resmi nikah kıymadan fiilen birlikte yaşamaya itmektedir. Bu durum, nafakanın "bir ceza olmadığı" yönündeki teorik hukuk iddialarını boşa çıkarmaktadır.

❺ Tarihin hiçbir döneminde ve hiçbir hukuk sisteminde, eşlerden biri “yoksulluğa düşüyor” diye diğerine ömür boyu sürecek bir mâlî yükümlülük yüklenmemiştir. Bu yüzden süresiz nafaka uygulaması ahlâkî veya sosyal gerekçelerle savunulamaz.

❻ Fakirlik toplumun tabiî bir halidir ve onunla aktif olarak mücadele etmesi gereken merci "Sosyal Devlet"tir. Devletin kendi üzerine düşen bu kamu görevini ve sorumluluğu, boşanmış taraflardan birinin omuzlarına ömür boyu yüklemesi ne mantığa ne de hakkaniyete uygundur.”

Son kararın yasal düzenlemelere sağlayacağı imkânlar ve modeller

Aslında kamuoyunda çok uzun süredir bu hususta bir tartışma vardı. Mecliste (TBMM) düzenleme yapılacağı da konuşulmakta idi. Acaba bu karar Meclis’in elini rahatlatmak için alınan bir karar mı? sorusu akla gelmiyor değil.

Normalde bu düzenlemenin çoktan Meclis’te yapılması ve çok sayıda mağduriyetin giderilmesi gerekirdi. Tabii iktidar/Meclis nasıl bir düzenleme yapacak bu da çok net değil. Ancak bazı ihtimaller konuşuluyor.

Anayasa Mahkemesi, iptal hükmünün yürürlüğe girmesini dokuz ay süreyle erteledi. Bu erteleme, TBMM’ne hukûkî bir boşluk oluşmadan âdil ve dengeli bir yasal mevzuat ihdas etme fırsatı sunmakta.

Bu sürede ne olacak?

Bu dokuz aylık geçiş sürecinde mevcut süresiz nafaka uygulamasının aile mahkemelerince tatbik edilmeye devam edeceği düşünülebilir. Ancak bu iptal kararının gösterdiği ufka göre hâkimlerin süresiz nafaka takdirinden vazgeçmeleri gerekir. Çünkü zaten var olan Kanun maddesi hâkimlere süresiz nafaka takdirini zorunlu kılmamaktadır. İstenirse hiç takdir edilmeyebilir veya süreli olarak belirlenebilir.

Büyük ihtimalle mahkemeler gerekçeli kararı bekleyecek ve TBMM tarafından yeni düzenleme yapılana kadar gerekçeli karardaki perspektife göre kararlar vereceklerdir.

Bu arada hâlihazırda süresiz nafaka hükmedilmiş olanlarda bir değişiklik olmayacaktır. Aleyhine süresiz nafaka ödemesine hükmedilenler ancak kanûnî düzenleme yapıldıktan sonra dava açarak bu kararı kaldırtabilirler.

Meclis neler yapabilir?

TBMM, kamuoyunda konuşulduğu üzere hâkimlere belli bir üst sınır tanıyan süreli modeli veya nafaka süresini doğrudan evliliğin fiili ömrü ile oranlayan kademeli modeli veya genel kuralın "süreli nafaka" olarak belirlendiği; ancak boşanma anında ileri yaşta olan, ağır hastalık veya engellilik gibi objektif nedenlerle çalışma hayatına katılması imkânsız olan ya da özel bakıma muhtaç müşterek çocukları bulunan eşler için "süresiz nafaka" hakkının muhafaza edildiği karma modeli tercih edebilir.

Kanaatimizce büyük ihtimal Medeni Kanununun mehazı olan İsviçre Medeni Kanunundaki düzenlemeler esas alınacaktır.

İsviçre aile hukukunun temel hareket noktası kendi geçimini sağlama kuralıdır. Temel ilkeleri şunlardır:

- Boşanma gerçekleştikten sonra, evlilik birliği içindeki dayanışma yükümlülüğü kural olarak biter.

- Eşler artık hukuken yabancıdır ve her iki tarafın da kendi ekonomik bağımsızlığını kazanması esastır.

- Nafaka (evlilik sonrası katkı), bir eşin kendi geçimini sağlamasının objektif olarak imkânsız veya beklenemez olduğu durumlarda sadece "istisnai ve süreli" bir destek mekanizmasıdır.

Süresiz nafaka gibi bir uygulama İsviçre’de yoktur. Eşlerin ayrıldıktan sonra en kısa sürede kendi geçimlerini temin etmesi için tedbirler alınır. Bu geçici sürede ekonomik durumu iyi olan diğerine katkıda bulunur.

İslam hukuku açısından boşanma sonrası mâlî yükümlülükler

İslam hukukunda boşanma sonrasında kadının eski eşinden nafaka talep etme hakkı mutlak surette sürelidir. Bu süre, kadının yeniden evlenmesinin hukuken yasak olduğu, hamilelik durumunun veya temizlik müddetinin beklendiği iddet süresi (genellikle üç ay/üç hayız dönemi, hamilelikte ise doğuma kadar) ile sınırlandırılmıştır.

İddet süresince kocanın kadına barınma (süknâ) ve geçim (nafaka) sağlama yükümlülüğü ittifakla kabul edilmiştir. Ancak iddet bittiği an, taraflar arasındaki evlilik bağı ve buna bağlı olan nafaka yükümlülüğü kesin olarak sona erer. İslam hukukunda, kadının hayat boyu eski kocasının mâlî sorumluluğunda kalmasını ifade eden "süresiz yoksulluk nafakası" şeklinde bir kurum bulunmamaktadır.

Boşanma sonrasında kadının korumasız kalmasının faturası eski kocaya kesilemez. Fıkha göre, iddeti biten kadının -eğer ekonomik imkânı yoksa- geçim sorumluluğu sırasıyla evlatlarına, kendi babasına, erkek kardeşlerine, amcalarına… hiç kimsesi yoksa İslam devletinin sosyal bütçesine (Beytülmal) aittir.

Bir kimseyi, aralarında hiçbir hukûkî, kan bağı ve menfaat ilişkisi kalmamış eski eşini ömür boyu finanse etmeye zorlamak ne adâlete ne de hakkaniyete uyar.

Büyük ihtimalle süresiz nafaka düzenlemesi geç yaştaki boşanmalarda kadınların mağduriyetini gidermek için yapılan bir düzenleme idi. Ülkemizin İslam’dan kaynaklanan örfüne göre kadınlar genellikle ev hanımı olup kendilerine ait servetleri bulunmazdı. Bu da ileri yaşlarda vukua gelen boşanmalarda çeşitli mağduriyetlere yol açmaktaydı. Kocası ile tarlada/dükkânda beraber çalışmış, evin tüm yükünü çekmiş kadın boşanınca beş parasız kalıyor idi. Bunun için hem edinilen servetin ikiye paylaşılması hem de kadının bunca yıllık emeğinin ücreti yerine süresiz nafaka düzenlemesi getirildi.

Bu şekilde düşünüldüğünde hakkaniyetli gibi duran bu düzenleme çok sayıda başka probleme yol açtı.

Öncelikle kanun genel düzenlenir. Üç günlük evlilik de otuz yıllık evlilik de sona erdirileceğinde aynı kanuna tâbidir. Denilebilir ki bu adâleti hâkimler tahakkuk ettirecek. Hâkimler, yaygın telakkiye göre kendilerine en az sıkıntıya yol açacak kararlar verirler. Burada da öyle oldu. Çok bariz durumlar hariç neredeyse her boşanma davasında süresiz nafaka takdir edildi.

İleri yaşta olan boşanmalar genellikle kadınlardan kaynaklanmakta. Bir kadın da ileri yaşta ayrılmaya ancak kendini garantiye aldığında karar verir. Bu da eskiden genellikle kendisini destekleyen erkek evlat olurdu. Bu düzenlemenin böyle bir garanti vermesi çok sayıda ileri yaşta kadının boşanma için mahkemeye başvurmasına yol açtı.

Nitekim TUİK istatistiklerine göre 50 yaş ve üzeri (ileri yaş) boşanmalar, özellikle son 20 yıllık kesitte belirgin bir artış trendine girmiştir. Tabii diğer yaşlarda da boşanmaya bunun etkisinin olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Boşanmalar artarken evlilikler azaldı. Bu iki yönlü oldu. Boşanma sonucundaki mâli yüklerden korkan erkekler evlenmekten vazgeçmeye veya ertelemeye başladılar; ekonomik olarak eski kocası yoluyla ekonomik güvenceye kavuşan kadınlar bunu kaybetmemek için yeniden evlenmeye yanaşmadılar.

Başka hususlar da sayılabilir. Ancak bunlardan anlaşıldığı üzere iyi niyetli bile olsanız yaptığınız düzenlemeyi yeterince düşünmezseniz, doğru bir şekilde yapamazsanız istediğinizi elde etme imkânınız olmadığı gibi hiç istemediğiniz sonuçlarla da karşılaşabilirsiniz.

Meclis ne yapmalı?

Allah-ü Teâlâ “Hak, Rabbindendir. O halde sakın şüphecilerden olma!” (Bakara 147) buyuruyor. Kur’an-ı Kerim’deki hukûkî ayetlerin en büyük kısmı aile hukukuna aittir. Bu hususta Allah-ü Teâlâ’nın bize emrettiği düzenlemeleri yapmak gerekir.

Kadın kendi babasının evine döner ve bu arada geçimi için birden fazla mekanizma kurgulanmıştır.

❶ İddet müddeti içinde nafaka temini kocaya aittir.

❷ Mehir bir güvencedir. Mehir muaccel yani peşin ve müeccel yani vadeli olarak ikiye ayrılabilir. Peşin olanı kadın zifaftan önce alır. Müeccel olanı ise boşanma gerçekleşince alır. Kadı sicillerinden anlaşıldığı üzere Osmanlı’da müeccel mehir genellikle muaccelden daha fazla belirleniyordu. Bu hem kocanın kolayca boşamasını engelliyor hem de boşanmış kadına ekonomik güvence sağlıyordu. Diyelim ki peşin aldığı, evlilik içinde iken harcanmış olsun. Vadeli olanı durmaktadır. En son iddetin bitiminde kocanın bunu ödemesi gerekir.

❸ Mehirden de bir şey kalmazsa bu sefer diğer nafaka yükümlüleri devreye girer. Hiç kimse olmazsa o zaman da devlet sorumluluğu üstlenir.

Bunun birden çok faydası vardır

❶ Öncelikle boşanmayı zorlaştırır. Boşanmayı talep eden bedel ödemediği müddetçe bunun önüne geçilemez. Şu andaki düzenlemeler ve mahkemelerin kararları genel itibariyle boşanmayı talep edene bedel ödetme üzerine değildir. Dünyanın büyük bölümünde boşanma talepleri kadınlardan gelmektedir. Türkiye’de bu oran %70’lere dayanmıştır.

❷ Öncelikle kadınlar olmak üzere boşanmış kişilerin yeniden evlenmelerini teşvik edecek, kolaylaştıracaktır.

❸ Aile bağlarının daha diri durmasına neden olacaktır.

TBMM’nin hem halkımızın örfüne hem de dinimize uygun düzenlemeler yapmasını beklemek hakkımızdır. Bu iptal kararı bir fırsat bilinerek nafaka düzenlemesi başta olmak üzere tüm aile hukuku alanındaki düzenlemeler değerlerimize uygun hale getirilmelidir.

Bunun için yeterli müktesebatımız vardır. Artık Avrupalı görünmek gibi bir endişemiz olmamalıdır. Kaldı ki Avrupa’nın pek çok yerinde hem evlenme hem de boşanmada İslam hukukuna yaklaşan düzenlemelere yer verilmeye başlanmıştır.