Abone Ol

Türkiye-Suriye Ortak Güvenlik İşbirliği senaryosunun geleceğine bir bakış

Şam, bölge ve uluslararası çevreye açık, dengeli bir politika izleyerek, ortak güvenliğin sağlanmasında temel bir unsur olarak kendini yeniden konumlandırıyor. Ankara ile doğrudan anlaşmalarla desteklenen bu stratejik değişim, savaş alevlerinin her iki ülkenin kalbine yayılmasını önleyen güçlü bir kalkan oluşturuyor. Ortak coğrafyayı sorumsuz güç politikalarından korumak ve Suriye topraklarının dış hesaplaşmaların arenası haline gelmesini önlemek, her iki taraf için de son derece önemli bir...

Türkiye-Suriye Ortak Güvenlik İşbirliği senaryosunun geleceğine bir bakış

Suriye-Türkiye ilişkileri son zamanlarda her iki tarafın da güvenlik ve askeri çabaları koordine etme arzusunu yansıtan bir dizi karşılıklı ziyaret ve üst düzey toplantıyla müşahhas hale gelen hızlı bir stratejik değişime şahid oldu.

Bu görüşmeler, Ağustos 2025'te Suriye Savunma Bakanlığı'ndan Tuğgeneral Abdurrahman Sarhan başkanlığındaki bir heyetin, eğitim uzmanlığı alışverişi için Ankara'daki Millî Savunma Üniversitesi'ni ziyaret etmesiyle başladı. Bunu, aynı yılın Eylül ayında Türkiye Deniz Kuvvetleri Komutanı'nın daveti üzerine Suriye Deniz Kuvvetleri heyetinin Kocaeli ilinde TCG Kemal Reis fırkateyninde saha incelemesi yapması izledi.

Bu lojistik hamleler, 12 Ekim 2025'te Dışişleri ve Savunma Bakanları ile İstihbarat Başkanı'nın da aralarında bulunduğu bir Suriye heyetinin, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile görüşmek üzere Ankara'yı ziyaret etmesiyle doruk noktasına ulaştı. Bu durum, 22 Aralık 2025'te karşılıklı bir ziyarete zemin hazırladı. Bu ziyarette Fidan, Türkiye savunma ve istihbarat bakanlarının eşliğinde, ortak sınır ve terörle mücadele çabalarıyla ilgili konuları görüşmek üzere Şam'a gelen bir heyete başkanlık etti.

2026 yılının başlarında koordinasyon daha pratik bir boyut kazandı. Resmi bir Türkiye askeri heyeti, savunma kapasitelerinin güçlendirilmesini görüşmek üzere Şam'da Suriye Savunma Bakanı Marhaf Ebu Kasra ve Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Ali el Naasan ile bir araya geldi. Bunu, 28 Nisan 2026'da Suriye Havaalanı ve Sınır Güvenliği Müdürlüğü'nden Albay Ahmed el Ahmad başkanlığındaki bir heyetin Türkiye sınır güvenliği ve teknik sistemlerini incelemek üzere yaptığı ziyaret izledi.

İşbirliği teorik yönlerle sınırlı kalmadı. Tümgeneral Ali el Naasan liderliğindeki Suriye Ordusu birlikleri, 20 Mayıs 2026'da İzmir'de düzenlenen "EFES 2026" uluslararası tatbikatına katılarak Türkiye Genelkurmay Başkanı General Selçuk Bayraktaroğlu ile görüştü.

Bu doğrudan görüşmeler dizisi, 17 Haziran 2026'da Tümgeneral Salim İdris başkanlığındaki Suriye Savunma Bakanlığı heyetinin İstanbul'daki Millî Savunma Üniversitesi'ni ziyaret etmesiyle doruk noktasına ulaştı. Bu adımlar, Şam ve Ankara arasında askeri işbirliğinin ve güven inşasının yeni bir aşamasını pekiştirdi.

Sınır güvenliği ve gerilimlerin azaltılması

Bu yoğun ve ardışık adımlar, jeopolitik durum ve Şam ile Ankara arasındaki ortak tarihin, bölgedeki değişiklikler ışığında her iki ülkenin güvenliğinin her zamankinden daha fazla ortak bir öncelik olduğunu gösteriyor.

Şam'ın istikrarı ve tam egemenliğinin kurulması, Ankara'nın güney sınırlarını güvence altına alma konusundaki hayâtî çıkarlarıyla doğrudan örtüşüyor. Bu durum, artık manevra alanı olan siyasi bir seçenek olmaktan ziyade, bölgedeki mevcut dönüşümlerin dayattığı stratejik bir zorunluluk olan güvenli bir geleceğin şekillendirilmesi ihtimalini güçlendiriyor. Dokuz yüz kilometreyi aşan ortak sınırın uzun yıllardır karşılıklı endişe kaynağı olduğu artık bir sır değil. Ancak Suriye'nin bugün benimsediği askeri ve güvenlik doktrini, belirleyici bir ilkeye dayanıyor: tüm topraklar üzerinde tam devlet egemenliğini kurmak ile terörist ve ayrılıkçı gruplardan arındırmak.

Bu stratejik ortaklık, her iki ülkenin milli güvenliğini tehdit eden örgütlerin varlığını ortadan kaldırmayı doğrudan hedefliyor. Suriye devleti bu sınırı bir tehlike bölgesinden güvenli ve istikrarlı bir alana dönüştürebilecek aktif bir ortak olarak inisiyatif alıyor.

Bölge dengeleri ve ortak savunma kalkanı

Ortadoğu'nun tüm bölgeyi yaygın çatışmaların eşiğine iten, artan askeri gerilimler yaşadığı bir dönemde, bu yakınlaşma acil bir jeopolitik zorunluluk olarak ortaya çıkıyor.

Askeri koordinasyondan kalkınmaya

Başarılı bir askeri ve güvenlik koordinasyonunun nihai amacı, sosyal ve ekonomik istikrarı sağlamak için sağlam bir temel oluşturmaktır. Mevcut güvenlik başarıları, bölgedeki hayâtî ekonomik damarları açmanın ve uluslararası ticaret yollarını (M4 ve M5 otoyolları gibi) canlandırmanın gerçek anahtarıdır; bu da her iki ülkedeki ihracatı ve pazarları olumlu yönde etkileyecektir.

Dahası bu istikrar, mülteci sorununa yönelik pratik bir yaklaşımı temsil etmektedir. Suriye vatandaşlarının gönüllü ve haysiyetli dönüşü, ulusal kurumların istikrarını, âdil bir yargı sistemini ve yeniden yapılanma projeleriyle desteklenen güvenli bir ortamı tecrübe etmeleriyle başlar. Bu, her iki ülkede de bu sorunla ilişkili sosyal ve ekonomik baskıların hafifletilmesini olumlu yönde etkileyecek radikal ve sürdürülebilir bir çözümdür.

Kazan-Kazan denklemi

Netice olarak, devletlerarasındaki ilişkiler hissiyata değil, ortak çıkarlara, stratejik dengeye ve milli egemenliğe karşılıklı saygıya dayanır.

Jeopolitik gerçekler, Suriye ve Türkiye'yi tek ve kaçınılmaz bir tarihi seçimin önüne koymuştur: kalıcı barışı inşa etmek için yakın işbirliği.

Bugün ortak diplomatik ve güvenlik çabaları, güçlü ve bağımsız Şam'ın komşuları için stratejik bir ehemmiyete haiz olduğunu göstermektedir. Tıpkı güvenli ve müreffeh bir Türkiye'nin kendi bölgesi için hayati bir unsur olduğu gerçeğindeki gibi.

Bu aşamada ulaşılan siyasi ve askeri anlayışlar, gelecek nesillerin geleceğini güvence altına alan ve acıların geride bırakıldığı, güvenli komşuluk ve ortak refahın yeni bir döneminin başlangıcını sağlayan temel taşıdır.