Abone Ol

Üçüncü Dünya Savaşı böyle olacak!

NATO’nun Baltık ülkelerine olası bir Rus saldırısına karşı hazırladığı belirtilen plan, geleceğin savaşlarında tanklar ve dev ordular yerine dronlar, yapay zeka ve otonom sistemlerin belirleyici olacağını ortaya koyuyor.

Üçüncü Dünya Savaşı böyle olacak!

NATO’nun, Rusya’nın Baltık ülkelerine saldırması durumunda Rusya’yla yapılacak bir savaş için plan hazırladığı bildirildi. Planın hazırlanmasında görev alan en kıdemli subayın binbaşı rütbesinde olduğu düşünüldüğünde, belge ilk bakışta dikkat çekici görünmeyebilir. Çünkü Rus ve Amerikan askeri akademileri her yıl bu tür planları yazabilecek yüzlerce subay yetiştiriyor.

Ancak belgeyi dikkate değer kılan iki unsur bulunuyor. Birincisi, modern askeri bilimin derin bir krizden geçmesi ve eski savaş yöntemlerinin uygulanmasının giderek zorlaşması. Muharebe alanının insansız hava araçlarıyla dolması nedeniyle tank taarruzları, derin kuşatma harekatları ve uzun süreli topçu bombardımanları, yalnızca 10 yıl öncesine kıyasla bile çok daha tehlikeli hale geldi.

İkinci unsur ise daha şaşırtıcı. Olası bir savaşa ilişkin askeri planlar genellikle kamuoyuna açıklanmaz. Bu nedenle NATO’nun, “Savaşın nasıl değiştiğini anlıyoruz ve buna hazırlanıyoruz” mesajı verdiği anlaşılıyor.

Nükleer silahların kullanılmadığı olası bir Üçüncü Dünya Savaşı’nın ana hatları, bu tür planlarda şimdiden görülebiliyor. Ancak bu senaryo, nükleer güçlerin nükleer eşiği aşmadan küresel bir çatışmaya girebileceği ve bunun yerine yerel müttefikler ile vekil güçler üzerinden savaşacağı varsayımına dayanıyor.

NATO’nun konseptinde en fazla öne çıkan unsur, robotik ve otonom sistemlere verilen merkezi rol. Tamamen otonom savaş, kısmen geleceğe ait olsa da uzaktan kontrol edilen sistemler bile taktikleri modern çağdaki neredeyse tüm askeri yeniliklerden daha çarpıcı biçimde değiştirdi. Buna en yakın tarihsel karşılaştırma, yivli silahların ortaya çıkmasıyla toplu halde gerçekleştirilen kol düzenindeki saldırıların intihara dönüşmesi olabilir.

Birkaç yıl öncesine kadar tanklar, kara savaşlarının belirleyici aracı olarak görülüyordu. Ancak günümüzde bir tank, ateş edeceği mevziye ulaşmakta bile zorlanabilir. Çünkü ilerleme güzergahları, aralarında yere inerek gizlenen ve yalnızca saldırı emri verildiğinde yeniden havalanan “bekçi” tipi araçların da bulunduğu dronlarla kaplı.

, savaş alanını olağanüstü bir hızla değiştirdi. NATO da şimdi üç küçük Baltık ülkesinin savunulmasına yönelik, bu yeni gerçekliği kabul ediyor gibi görünen bir konsept yayımladı.

Belgenin önemi, onu hazırlayan subayların rütbesinden çok NATO’nun farklı bir savaş türüne hazır olduğunu kamuoyuna göstermesinden kaynaklanıyor.

Belgenin yayımlanmasının temel nedeninin bu olduğu düşünülüyor. Verilmek istenen mesaj, dört yıllık yoğun savaş deneyimine sahip bir rakibe yönelik. Bu nedenle nükleer silahların kullanılmadığı gelecekteki bir dünya savaşının ana hatları giderek belirginleşiyor.

İnsan askerler giderek daha fazla seçkin birliklerde ve özel kuvvetlerde toplanabilirken geleneksel savaş alanının büyük bölümü makinelere bırakılabilir.

1980’lerin sonlarında bir özel kuvvetler subayı, bu tür birliklerin büyük konvansiyonel orduları desteklemek amacıyla kullanıldıklarında giderek daha az faydalı hale geldiğini söylemişti. Seçkin birliklerin öneminin zamanla azalacağını tahmin etmişti. Ancak tarih şimdi ters yönde ilerliyor olabilir.

Geleceğin orduları, çok sayıda robotik sistemi desteklemek üzere faaliyet gösteren, küçük ve yüksek eğitimli asker gruplarından oluşacak. Dronlar savaşı şimdiden dönüştürdü. Yapay zeka ve otonom platformlar ise onu çok daha köklü biçimde değiştirebilir.

Bunun gerçekleşmesi durumunda devasa ordular işlevsiz hale gelebilir. Bir düşmana stratejik zarar vermek için zırhlı araç konvoylarına veya milyonlarca askere artık ihtiyaç duyulmayabilir. Aynı şekilde 20. yüzyıldan bilinen devasa savunma sanayisi kompleksleri de zorunlu olmayabilir. Çünkü ekipmanların büyük bölümü ucuz ve hızla yenilenebilir olabilir.

Etkili dronlar bugün bile bir garajda üretilebiliyor. Geleceğin savaş sistemlerinin giderek daha gelişmiş elektronik donanımlara ihtiyaç duyacağı ise açık. Ancak bu bileşenlerin, akıllı telefonlarda ve tüketici elektroniğinde kullanılan teknolojilerden ne ölçüde farklı olacağı henüz bilinmiyor.

Bu durum, askerİ hedeflerin niteliğini de değiştirecek. Bir düşmanın bütün askeri sisteminin çalışmasını sağlayan elektriği devre dışı bırakabiliyorsanız neden tanklarına saldırmakla uğraşasınız?

Elektrik santralleri kaçınılmaz olarak yoğun şekilde korunacaktır. Ancak elektrik iletim ağlarını savunmak çok daha zor. Yüksek gerilim hatlarının her kilometresini korumak mümkün değil.

Bu durum, dağıtık elektrik üretimine yeniden ağırlık verilmesine yol açabilir.

Savaş ekonomisi de değişecek. Dronlar küçük ekipler veya gelecekte otonom sistemler tarafından işletiliyor ve geleneksel savaşın endüstriyel araçlarıyla karşılaştırıldığında oldukça düşük maliyetli oluyor.

Dronlar, topçu sistemlerinin beraberinde getirdiği devasa lojistik yükü de azaltıyor. Bir top mermisinin önce üretilmesi, ardından demir yoluyla taşınması, daha sonra kamyonlara aktarılması ve son olarak topçu silahına ulaştırılması gerekiyor. Üstelik tek bir hedefi yok etmek için onlarca veya yüzlerce mermi ateşlenmesi gerekebiliyor.

Geleneksel savaşların boyutlarını kavramak zor. Birinci Dünya Savaşı’ndaki taarruzlardan birinde İtilaf Devletleri yaklaşık 25 milyon top mermisi ateşledi. İttifak Devletleri ise savaşın tamamı boyunca yaklaşık aynı sayıda insanı seferber etti.

Modern hassas güdümlü silahlar çok daha etkili olsa da giderek daha pahalı hale geliyor. Toplu halde konuşlandırılan topçu birlikleri de dronlara ve karşı batarya sistemlerine karşı savunmasız duruma düşüyor.

Bu nedenle Üçüncü Dünya Savaşı çıkarsa önceki iki dünya savaşına hiç benzemeyebilir.

Savaş, milyonlarca askerin sınırları aşmasıyla veya devasa tank ordularının Avrupa boyunca ilerlemesiyle başlamayabilir. Bunun yerine nükleer güçlerin daha küçük müttefikleri tarafından yürütülen çok sayıda eş zamanlı bölgesel çatışmadan oluşabilir. Büyük güçler ise kendi nükleer şemsiyelerinin altında korunmayı sürdürebilir.

Dolayısıyla gelecekteki bir dünya savaşı, tek ve devasa bir savaş alanından değil; dronlar, uydular, yapay zeka ve doğrudan birbirleriyle savaşmayı göze alamayan devletlerin siyasi çıkarlarıyla birbirine bağlanan onlarca küçük cepheden oluşabilir.