Abone Ol

Zihni Göktay’ın 60 yıllık sanat hayatı ve mirası

Türk tiyatrosu, kimi sanatçılarını oynadıkları rollerden ziyade, sahneye kattıkları ruhla hatırlar. Onlar perde açıldığında bir karaktere dönüşür, perde kapandığında ise temsil ettikleri sanat anlayışıyla yaşamaya devam ederler. Zihni Göktay da bu ustalardan biriydi. Yaklaşık altmış yılı bulan sanat yaşamı boyunca tiyatrodan radyoya, sinemadan televizyona uzanan üretkenliğiyle, güldürünün yalnızca kahkahadan ibaret olmadığını; zarafet, ölçü ve ustalık gerektiren bir sanat olduğunu gösterdi bize.

Zihni Göktay’ın 60 yıllık sanat hayatı ve mirası

1945 yılında İstanbul’un Fatih semtinde dünyaya gelen Göktay, sanatla henüz gençlik yıllarında tanıştı. Pertevniyal Lisesi’nin ardından Eminönü Halkevi ve İMTB Gençlik Tiyatrolarında sahneye çıkmaya başladı. Bu ilk yıllar, oyunculuğu öğrenmekten ziyade disiplin, ekip ruhu ve sahne ahlakını benimsediği bir okul oldu. Profesyonel tiyatro hayatına ise 1964 yılında Ankara Meydan Sahnesi’nde adım attığında, önünde uzun ve üretken bir yol uzanıyordu.

Zihni Göktay, 1978-1996 arasında TRT İstanbul Radyosu Radyo Tiyatrosu Şubesi’nde hem yönetmen hem oyuncu olarak görev yaptı.

1973 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları kadrosuna katılması, kariyerinin en önemli dönüm noktalarından biri oldu. Otuz altı yıl boyunca bu köklü kurumun çatısı altında yetmişten fazla oyunda sahne aldı. Aristophanes’ten Turgut Özakman’a, Beaumarchais’den Sadık Şendil’e uzanan geniş repertuvarıyla bir komedi oyuncusu olmanın ötesinde, güçlü bir karakter oyuncusu olduğunu da kanıtladı. Zira tiyatro onun için geçici bir başarı alanı olmaktan çok, ömür boyu sürdürülen bir bağlılıktı.

Şehir Tiyatroları denildiğinde Zihni Göktay’ın adı, kuşkusuz Lüküs Hayat’la birlikte anılır. Haldun Dormen’in yeniden yorumlayarak sahneye taşıdığı bu ölümsüz müzikal, Türk tiyatrosunun en uzun soluklu yapımlarından biri haline gelirken, Göktay da oyunun vazgeçilmez yüzlerinden biri oldu. Yıllar boyunca aynı heyecanla sahneye çıkması, onun tiyatro anlayışını özetliyordu. Her temsil, ilk oyunmuş gibi özenle hazırlanıyor; her replik, seyirciye duyulan saygının bir ifadesine dönüşüyordu. Aynı şekilde Cibali Karakolu’nda Muammer Karaca ve Nejat Uygur gibi büyük ustaların ardından Komiser Cafer Sabbah karakterini devralması da Türk tiyatrosunun geleneksel mirasını yeni kuşaklara taşıyan önemli halkalardan biri oldu. Ancak Zihni Göktay’ın sanatı yalnızca tiyatro sahnesiyle sınırlı değildi. Zihni Göktay, 1978-1996 arasında TRT İstanbul Radyosu Radyo Tiyatrosu Şubesi’nde hem yönetmen hem oyuncu olarak görev yaptı. Radyonun altın çağında sayısız oyuna sesiyle hayat verdi; aynı zamanda yerli ve yabancı birçok filmde gerçekleştirdiği seslendirmelerle görünmeyen karakterlere kimlik kazandırdı. Güçlü diksiyonu, doğal tonlaması ve karaktere uygun ses rengiyle seslendirme sanatının da saygın ustaları arasında yer aldı. Pek çok izleyici onun yüzünü ekranda görmeden önce sesini tanıyor, nesiller yıllar boyunca o güven veren ses eşliğinde büyüyordu.

Güçlü diksiyonu, doğal tonlaması ve karaktere uygun ses rengiyle seslendirme sanatının da saygın ustaları arasında yer aldı.

Yeşilçam sinemasında üstlendiği roller de kariyerinin unutulmaz durakları arasında yer aldı. Tosun Paşa, Meraklı Köfteci, Atla Gel Şaban ve Fahriye Abla gibi filmlerde canlandırdığı karakterlerle dönemin sevilen oyuncuları arasında kendine özgü bir yer edindi. Daha sonraki yıllarda Hababam Sınıfı Merhaba, Hababam Sınıfı Askerde ve Hababam Sınıfı Üç Buçuk filmlerinde Yusuf Hoca karakteriyle klasik serinin yeni kuşaklara ulaşan halkasında yer aldı. Ardından 7 Kocalı Hürmüz, Zaman Makinesi 1973, Kara Bela, Yaşamak Güzel Şey, Oregon ve Ayakçı gibi yapımlarda da deneyimini beyaz perdeye taşımayı sürdürdü.

Televizyon ise Zihni Göktay’ın daha geniş kitlelerle buluştuğu alanlardan biri oldu. Kuruntu Ailesi, Yazlıkçılar, Bizimkiler, Biz Size şık Olduk, Koçum Benim, Ulan İstanbul ve Yalan Dünya gibi dizilerde rol aldı. Ancak milyonlarca izleyicinin hafızasında en çok Cennet Mahallesi dizisindeki Göttingenli Ethem karakteriyle yer etti. Kendine özgü oyunculuğu, güçlü mimikleri ve doğal komedi anlayışıyla bu karakteri unutulmazlar arasına taşıdı. Nitekim onun başarısı, karakterleri karikatürleştirmeden güldürebilmesinde yatıyordu. Mizahı bağırmak yerine yaşamın içinden gelen ayrıntılarla kuruyor; seyirciyi hem güldürüyor hem de karakterlerine inandırıyordu.

Muammer Karaca, Nejat Uygur ve Vasfi Rıza Zobu gibi ustaların temsil ettiği tiyatro çizgisini yeni kuşaklara taşıyan isimlerden biri oldu.

Zihni Göktay’ın sanat hayatındaki en önemli katkılarından biri de geleneksel Türk komedisini çağdaş sahne anlayışıyla buluşturmasıydı. Muammer Karaca, Nejat Uygur ve Vasfi Rıza Zobu gibi ustaların temsil ettiği tiyatro çizgisini yeni kuşaklara taşıyan isimlerden biri oldu. Şehir Tiyatroları’nın kurumsal hafızasının yaşayan temsilcilerinden biri olarak yalnızca oyunlarda rol almakla kalmadı; genç oyuncular için örnek bir çalışma disiplini ve sahne ahlakı da oluşturdu. Gösterişten uzak kişiliği, mesleğine duyduğu saygı ve yıllar boyunca koruduğu profesyonelliği, onu yalnızca başarılı bir oyuncu olmanın ötesine taşıyarak örnek bir sanat insanı haline getirdi. Dolayısıyla 2019 yılında kendisine verilen Sadri Alışık Tiyatro Onur Ödülü, tek bir sezonun ya da tek bir rolün başarısından ziyade; onlarca yıla yayılan emeğin, sadakatin ve sanat sevgisinin takdiriydi; çünkü Zihni Göktay’ın kariyeri, yıldız olma arzusundan çok tiyatroyu yaşatma sorumluluğu üzerine kuruluydu.

Zihni Göktay’ın kariyeri, yıldız olma arzusundan çok tiyatroyu yaşatma sorumluluğu üzerine kuruluydu.

Geçtiğimiz günlerde aramızdan ayrıldığında Türk tiyatrosu, sahne kültürünün yaşayan hafızalarından birini uğurladı aslında. Ardında yüzlerce temsil, onlarca tiyatro oyunu, unutulmaz filmler, sevilen televizyon dizileri ve binlerce saatlik radyo ile seslendirme çalışması bıraktı; fakat onun gerçek mirası, bunların da ötesindeydi. O, tiyatronun disiplinle, sabırla ve seyirciye duyulan derin saygıyla yaşatılabileceğini gösteren sanatçılardan biri olarak hafızalarda yer etti.

Bugün Zihni Göktay’ın adı anıldığında Lüküs Hayat’ın sahneleri, Cibali Karakolu’nun köklü temsil geleneği ve Cennet Mahallesi’nin sevilen Ethem’i hafızalarda yeniden canlanıyor. Bunların yanı sıra altmış yılı aşan sanat hayatını tevazu, çalışkanlık ve meslek ahlakıyla sürdüren; tiyatroya, radyoya, sinemaya ve televizyona aynı ciddiyetle emek veren büyük bir sanatçı hatırlanıyor.

Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.