Abone Ol

ABD Yenilgiye Doymuyor! Bölgeyi Yine Savaşa Sürüklüyor

ABD ile İran arasında yeniden alevlenen savaş, Hürmüz Boğazı’ndan Pasifik’e uzanan dengeleri sarsıyor. Washington, tankerleri ve İran’daki yaklaşık 100 hedefi vururken Tahran bölgedeki ABD üslerine saldırılarla karşılık verdi. Rusya’nın İran’a hipersonik füze teknolojisi sağladığı iddiası, azalan Amerikan silah ve petrol rezervleri, yükselen enerji fiyatları ve Trump’a desteğin gerilemesi savaşın ABD açısından giderek ağırlaşan maliyetini ortaya koyuyor.

ABD Yenilgiye Doymuyor! Bölgeyi Yine Savaşa Sürüklüyor

ABD ve İran İslam Cumhuriyeti haftalardır süren sözlü gerilimin ardından yeniden savaş haline döndü. Washington daha yıkıcı saldırılar düzenleme tehdidinde bulunurken İran, bir düğün törenine yönelik saldırıda beş sivilin şehit olduğunu ve onlarca kişinin yaralandığını açıkladı.

İran medyası Salı günü ülke genelindeki çok sayıda hedefe saldırı düzenlendiğini bildirdi. Saldırıların çoğunun, Hürmüz Boğazı yakınlarında gerçekleştiği aktarıldı. İran ise Ürdün, Irak, Kuveyt, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki ABD üslerini vurdu.

Devrim Muhafızları, Ürdün’de çok sayıda Amerikan askerinin öldürüldüğünü açıkladı. Karşılıklı saldırılar, temmuz ayından bu yana yaşanan ilk büyük çatışma oldu. Böylece müzakerelere dönme konusunda sınırlı ilgi gösterdiği dönem sona erdi.

Diğer taraftan ABD Başkanı Donald Trump, kasım ayında yapılacak Kongre seçimleri öncesinde yükselen akaryakıt fiyatlarının etkileriyle karşı karşıya kaldı. Geçen ay, ABD ordusunun yüksek hassasiyetli ve uzun menzilli füze stoklarının önemli bir bölümünü tükettiği, bunun da ordunun gelecekteki çatışmalara hazırlığı konusunda endişe yarattığı ortaya çıkmıştı.

Trump, “Hürmüz Boğazı üzerinde neredeyse tam kontrol sağladığımız ve onların ekonomisinin tamamen çöktüğü mevcut konumumuzu çok daha fazla seviyorum. Onlar yalnızca kaçınılmaz olan süreçte üzerlerine düşen rolü oynuyorlar. İran halkı ne zaman ayağa kalkıp savaşacak?” diyerek halkı isyana çağırdı.

İran da ABD ve müttefiklerini tehdit etti. İran ortak askeri komutanlığı tarafından yayımlanan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“ABD’nin bölgedeki kötülüğünü sürdürmesinin daha ağır, daha geniş kapsamlı ve daha yıkıcı karşılıklarla yanıtlanacağı konusunda uyarıyoruz. Saldırgan Amerikan ordusuyla iş birliği yapan her ülke, bunun ciddi sonuçlarını kabul etmek zorundadır.”

TRUMP’IN YENİ KARARI: TANKERE KARŞI TANKER

ABD’li kaynaklar çarşamba günü Axios’a yaptıkları açıklamada, ABD ordusunun gece düzenlediği saldırılar sırasında İran hükümetine ait iki petrol tankerini hedef aldığını bildirdi.

Bu saldırının, ABD’nin İran tankerlerine yönelik ilk saldırısı olduğu belirtildi. Tankerlerin, deniz ablukasını ihlal etmelerini önlemek amacıyla değil, Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilerin hedef alınmasına karşılık olarak vurulduğu ifade edildi.

ABD’li bir yetkili, iki tankerin hedef alınmasının, ABD Başkanı Donald Trump tarafından “tankere karşı tanker” adıyla onaylanan yeni politika kapsamında gerçekleştirildiğini söyledi.

ABD’li yetkililerin Axios’a verdiği bilgilere göre saldırılarda yaklaşık 100 hedef vuruldu.

Yetkililer, iki tankerin İran kıyıları açıklarında, ABD’nin deniz ablukası hattının kuzeyinde demirli olduğunu söyledi. ABD’ye ait insansız hava araçlarının, tankerlerin makine dairelerini füzelerle hedef aldığı belirtildi.

İran Kızılayı, çarşamba günü sabaha karşı yaptığı açıklamada, ülkenin güneyindeki Sirik kentine bağlı Kuhestak bölgesinde düzenlenen bir düğünün ABD bombardımanıyla hedef alındığını duyurmuştu.

Açıklamada, saldırıda 5 kişinin şehit olduğu ve 68 kişinin yaralandığı belirtildi. Yaralıların önemli bölümünün çocuk olduğu ve tedavi için Sirik ile Minab’daki hastanelere kaldırıldığı kaydedildi.

Yaklaşık bir sonra gerçekleştirilen en kapsamlı saldırılarda Hürmüzgan, Sistan-Beluçistan ve Kirman eyaletlerindeki çeşitli bölgeler hedef alındı

ARABULUCU PAKİSTAN: TARAFLARLA GÖRÜŞÜYORUZ

Pakistan Tahran ile Washington arasında yaşanan gerilimden duyduğu endişeyi dile getirerek, iki ülke arasındaki savaşı sona erdirmek amacıyla ABD ve İran’la görüşmeler yürüttüğünü açıkladı. Katar ise gerilimin kapsamını genişletecek her türlü adımdan kaçınılması ve diyalog ile müzakere sürecine ciddi biçimde geri dönülmesi çağrısında bulundu.

Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tahir Hüseyin Enderabi, bugün düzenlediği basın toplantısında, tarafların yeniden müzakere masasına döneceği konusunda ülkesinin hala iyimser olduğunu söyledi. Enderabi, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’in geçen ay Tahran’a gerçekleştirdiği ziyaretin Hürmüz Boğazı meselesinde “büyük bir ivme” oluşturduğunu belirtti.

Katar Dışişleri Bakanlığı da bölgenin güvenlik ve istikrarını tehdit eden bütün askerî eylem ve saldırıların derhal ve tamamen durdurulması gerektiğini vurguladı. Bakanlık, gerilimi genişletebilecek her türlü adımdan kaçınılması, diyalog ve müzakere sürecine ciddi şekilde dönülmesi ve diplomatik çabalar sonucunda varılan mutabakatlara bağlı kalınması çağrısında bulundu.

Katar Dışişleri Bakanlığı, İran’ın saldırılarının yeniden başlamasını kınadığı açıklamasında, söz konusu saldırıların hedef alınan ülkelerin egemenliği ve toprak bütünlüğünün açık bir ihlali olduğunu belirtti. Açıklamada saldırıların uluslararası hukuk, Birleşmiş Milletler Şartı ve iyi komşuluk ilkelerini de ağır biçimde ihlal ettiği ifade edildi.

Pakistan ve Katar’ın arabuluculuğu sonucunda Washington ile Tahran arasında geçen haziran ayında bir mutabakat zaptı imzalanmıştı. Bu anlaşma kapsamında savaşın sona erdirilmesi ve başta Hürmüz Boğazı olmak üzere çeşitli konularda nihai uzlaşmaya varılması öngörülüyordu.

İRAN SİYONİSTLERE ÖNLEYİCİ BİR SALDIRIYA MI HAZIRLANIYOR?

Soykırımcı israil ABD’nin İran’a karşı son saldırılarına da katılmadı. Ancak israil ordusu, İran’ın israile yönelik “sürpriz” bir saldırı düzenleyebileceği senaryosuna karşı savunma hazırlık seviyesini yükseltti. Soykırımcı israil Savunma Bakanı Yisrael Katz ise böyle bir saldırı durumunda israil savaş uçaklarının İran’a doğru havalanmaya hazır olduğunu söyledi. Katz, İran’ın yaklaşan Yahudi bayramlarında israili hedef alabileceğini öne sürdü.

İbranice yayın yapan Walla haber sitesi, israil güvenlik teşkilatındaki üst düzey bir yetkilinin bugün yaptığı açıklamayı aktardı. Yetkili, Operasyonlar Dairesinin uzun süredir bütün cephelerden gelebilecek her türlü senaryoya karşı en üst düzeyde savunma yapmaya hazır olduğunu söyledi.

Haberde yer alan ayrıntılara göre İran’ın Ürdün’deki ABD askeri üslerine yönelik saldırılarının ardından israil Ordusu Operasyonlar Dairesi Başkanı Itzik Cohen, Genelkurmay Başkanlığına bağlı birimlere İran’ın israile saldırmayı deneyebileceği sürpriz bir senaryoya hazırlanmaları talimatını verdi.

Böyle bir saldırının, israil ordusunun tek başına veya ABD ile koordineli biçimde karşılık vermesini gerektirebileceği ifade edildi.

Soykırımcı israil ordusu ayrıca ABD ordusuyla günlük ve 24 saat kesintisiz şekilde en üst düzeyde koordinasyon yürüttüğünü vurguladı.

Katz, İran hakkında konuşurken şu ifadeleri kullandı

“Şu anda bizim dışımızda bütün bölgeyi vuruyorlar ancak bize saldırma ihtimalleri de bulunuyor. Savunma açısından buna hazırız. Onlar Yahudilerden nefret ettikleri için Yahudi bayramlarında saldırmayı seviyorlar. Geçmişte meydana gelen birçok olaya bakın”

BU DEFA ABD UÇAK GEMİLERİNE YENİ SÜRPRİZLER OLABİLİR

Bölgede savaşın yeni aşaması yaşanırken İngiliz Financial Times gazetesi, Rusya’nın İran’a bölgede konuşlandırılan ABD uçak gemileri için gerçek bir tehdit oluşturabilecek füzeler geliştirmesinde yardım ettiğini yazdı.

Haberde bunun, Moskova’dan Tahran’a gerçekleştirildiği bilinen en önemli stratejik teknoloji transferlerinden biri olduğu belirtildi.

Gazetenin özel araştırmasına göre “C-430L” kod adlı uzun vadeli gizli programda, Rusya’nın füze endüstrisindeki en deneyimli uzmanlarından bazıları görev alıyor. Programla İran’ın, ABD uçak gemileri ve bölgedeki diğer savaş gemilerini tehdit edebilecek yeni bir silah sınıfı geliştirmesine yardım ediliyor.

Financial Times, programın 2023 yılında başladığını ve ABD ile israilin İran’a karşı yürüttüğü savaş sırasında da devam ettiğini belirtti. Araştırmanın sızdırılan Rus yazışmaları, seyahat kayıtları ve askeri patent analizlerine dayandırıldığı aktarıldı.

Habere göre C-430L programının temel hedefi, İran’ın “ramjet” olarak bilinen bir itki sistemi geliştirmesine yardımcı olmak. Bu motor, seyir füzelerinin ses hızının birkaç kat üzerinde uzun süreli uçuş gerçekleştirmesine imkan sağlıyor.

Askeri uzmanlar ve füze teknolojisi uzmanlarına göre bu teknoloji, büyük olasılıkla savaş gemilerine ve kara hedeflerine yönelik hipersonik seyir füzelerinin geliştirilmesi amacıyla kullanılacak.

İngiltere merkezli Conflict Armament Research kuruluşunda kıdemli analist olarak görev yapan İran füzeleri uzmanı Fabian Hinz, gazeteye yaptığı açıklamada, “Bu, İran’ın onlarca yıldır elde etmek istediği hassas bir teknoloji” dedi.

Financial Times, İran’ın Rus desteğiyle geliştirdiği belirtilen füzenin yüksek hız ile alçak irtifada uçuş yeteneğini bir araya getireceğini aktardı. Bu özelliklerin, gelişmiş hava ve füze savunma sistemlerinin füzeyi tespit edip önlemesi için sahip olduğu süreyi önemli ölçüde azaltacağı belirtildi.

Bu kabiliyetin, ABD ve müttefiklerinin hem denizde hem de karada gelişmiş savunma sistemleri konuşlandırdığı Körfez bölgesinde İran açısından özel önem taşıdığı ifade edildi.

CIA’in İran’ın askerî kapasitesi konusunda eski analisti olan ve hâlen California merkezli James Martin Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Çalışmaları Merkezi’nde görev yapan Jim Lamson, “Bu silah, İranlılara ABD Donanmasına ait gemileri tehdit edebilecek, yüksek stratejik değere sahip bir silah sistemi kazandırıyor” değerlendirmesinde bulundu.

BU SAVAŞA ASIL ABD DAYANAMAYACAK

ABD’nin savaşı yeniden tırmandırmasının temelinde, aylar süren saldırılara rağmen İran karşısında ilan ettiği hedeflere ulaşamadan ve somut bir kazanım elde edemeden çatışmadan çıkmak istememesi yatıyor. Washington, İran’ı geri adım attırmak ve Hürmüz Boğazı üzerindeki baskıyı kırmak için askeri gücünü son koz olarak yeniden sahaya sürüyor. Ancak bir yandan azalan silah ve stratejik petrol rezervleri, yükselen enerji fiyatları ve büyüyen ekonomik maliyetle mücadele ederken diğer yandan Pasifik’teki askeri varlığını azaltarak Çin’e yeni bir hareket alanı açıyor. ABD yönetimi böylece kazanamadığı bir savaşı bitiremediği için saldırıları büyütürken, her yeni hamlesiyle kendi ekonomik ve stratejik yükünü daha da ağırlaştırıyor.

Washington, bu kez ABD başkanlarının son beş yılda yaşlanan Stratejik Petrol Rezervi’ndeki (SPR) stokları azaltması nedeniyle tedirgin petrol piyasalarını sakinleştirmekte daha fazla zorlanabilir.

Washington’ın 1970’lerdeki petrol krizlerinin ardından oluşturduğu SPR, ham petrolü Teksas ve Louisiana kıyılarında bulunan 60 yer altı tuz mağarasında depoluyor. Eski Başkan Joe Biden ve Başkan Donald Trump döneminde yıllarca süren petrol salımlarının ardından rezerv, 289,7 milyon varille 1982’den bu yana en düşük seviyesine geriledi.

Trump’ın Uluslararası Enerji Ajansıyla (IEA) mart ayında varılan anlaşma kapsamında kalan son 39 milyon varili de piyasaya sürmesi halinde rezerv yaklaşık 243 milyon varile düşecek. ABD ile israilin 28 Şubat’ta İran’a karşı savaş başlatmasının ardından piyasaları sakinleştirmek amacıyla 30’dan fazla ülke, rekor düzeyde 400 milyon varil petrolü piyasaya sürme konusunda anlaşmıştı. ABD’nin bu miktara katkısı 172 milyon varil olarak belirlenmişti.

Bazıları Empire State Binası kadar yüksek olan yer altı mağaralarındaki petrol, suyun üzerinde yüzüyor. Daha fazla petrol çekildikçe su seviyesi yükseliyor. Bu durum, mağaraların duvarlarına ve ham petrolün çıkarılmasında kullanılan boru ve pompalara zarar verebiliyor.

ABD Enerji Bakanlığından bir kaynak, rezervin asgari işletme seviyesinin 70 milyon varil olduğunu söyledi.

Texas A&M Üniversitesinde petrol mühendisliği profesörü olan Siddharth Misra ise SPR’nin fiziksel açıdan mutlak alt sınırının 70 milyon varil olmasına rağmen güvenli işletme için pratik asgari seviyenin 250 milyon varile yakın olduğunu belirtti.

Misra, “Rezervin temel görevi, kriz sırasında piyasaya hızla petrol sağlamaktır. Ancak stokların 250 milyon varilin altında tutulması, altyapıyı tehlikeli bir bölgeye sürüklüyor” dedi. Misra ayrıca bu açıklamaların görev yaptığı üniversitenin görüşlerini yansıtmak zorunda olmadığını kaydetti.

Trump, pazar günü ABD’nin SPR’yi Venezuela petrolüyle yeniden dolduracağını söyledi. Ancak bunun rezervlerin yenilenmesine veya benzin fiyatlarının düşürülmesine ne kadar hızlı katkı sağlayabileceği belirsizliğini koruyor.

Washington’ın bu hafta Caracas yönetimiyle Venezuela’nın ağır hasar gören petrol sektörünü yeniden canlandırmayı amaçlayan bir anlaşmaya varması bekleniyor. Bu anlaşma, ABD’ye Venezuela’nın devasa kanıtlanmış ham petrol rezervlerinin beşte biri üzerinde kontrol sağlayabilir.

Trump yönetimi, SPR’den çıkardığı 172 milyon varil petrolü şirketlere kredi şeklinde verdi. Şirketlerin bu petrolü, yaklaşık 40 milyon varil ek petrol şeklindeki faizle birlikte geri ödemeleri gerekiyor. Bu miktar, ABD’nin yaklaşık iki günlük petrol tüketimine karşılık geliyor.

Ancak geri ödemeler bu yılın sonlarına kadar başlamayacak ve sürecin 2028’in sonlarından önce tamamlanması planlanmıyor.

ClearView Energy Partners analisti Kevin Book, pazar gecesi yayımladığı araştırma notunda, ABD’nin Venezuela petrolünü doğrudan SPR’ye göndermesi veya bu petrolü satıp elde edilen gelirle rezerv için ABD petrolü satın alması durumunda bile stokların tamamen yenilenmesinin “yıllar sürebileceğini” belirtti.

Book ayrıca bu sürecin ABD ve Venezuela’daki seçimler nedeniyle tamamlanmadan kesintiye uğrayabileceğini ifade etti.

SPR’deki petrol miktarının azalması uzun süredir devam eden bir sürecin sonucu olarak ortaya çıktı.

ABD’de 2008’de başlayan petrol üretimindeki büyük artış sayesinde ülke artık toplam petrol ürünlerinde net ihracatçı konumunda bulunuyor. Bu nedenle IEA’nın üye ülkelerin 90 günlük net petrol ithalatına eş değer stok bulundurmasını öngören şartı artık ABD için geçerli değil.

Biden, 2021’den itibaren petrol fiyatlarını düşürmek amacıyla uluslararası ortaklarla koordineli şekilde yaklaşık 230 milyon varil petrolü rezervden piyasaya sürdü. Bu miktarın içinde, Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgalinin ardından satılan 180 milyon varillik rekor petrol de bulunuyordu.

Washington daha sonra SPR’yi yeniden doldurmaya başladı ancak İran savaşı bu süreci durdurdu. Rezervin yenilenmesi için ayrılan finansman da tükendi.

Kongre geçen yıl rezervi yeniden doldurmak için yalnızca 171 milyon dolar kaynak sağladı. Bu miktar, o dönemde ihtiyaç duyulan yaklaşık 20 milyar doların oldukça altında kaldı.

ABD Enerji Bakanlığı, konuya ilişkin yorum talebine henüz yanıt vermedi.

Bazı yasal kısıtlamalar da şimdiden gündeme gelmiş durumda. ABD yasaları, rezervin 252,4 milyon varilin altına düşmesi halinde başkanın rutin ve küçük ölçekli petrol salımı talimatı vermesini yasaklıyor. Ancak başkan, büyük çaplı acil durumlarda rezervden petrol çıkarılması emri vermeye devam edebilir.

Mayıs ayında yayımlanan ABD Sayıştay raporuna göre SPR’nin yer altı mağaraları genel olarak iyi durumda. Ancak Enerji Bakanlığı, gerekli çalışmaların devam etmesi nedeniyle kuyuların yapısal bütünlüğü konusunda endişe taşıyor.

Sayıştay raporunda şu ifadelere yer verildi

“SPR’nin petrol çekme, dağıtma ve yeniden doldurma kapasitesi şu anda sınırlıdır. Yaşlanan altyapıyla ilgili uzun süredir devam eden sorunların, bu sorunları gidermek amacıyla yürütülen büyük inşaat çalışmalarıyla birleşmesi nedeniyle söz konusu kapasite gelecekte de risk altındadır.”

Sayıştay, devam eden inşaat çalışmalarından kaynaklanan kesintiler de dahil olmak üzere çeşitli sorunlar nedeniyle SPR’nin petrolü hızlı biçimde doldurma ve boşaltma kapasitesinin tehlike altında olduğunu tespit etti.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi düşünce kuruluşunun Enerji Güvenliği ve İklim Değişikliği Programı Kıdemli Uzmanı Clayton Seigle, 24 Ağustos’ta düzenlenen bir etkinlikte SPR seviyesinin “tehlikeli derecede düşük” olduğunu söyledi.

Seigle, ham petrol rezervlerinin sağladığı güvenlik payının ve Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütünün (OPEC) üretimi hızlı biçimde artırma kapasitesinin giderek azalmasının, petrol piyasalarını kontrol altında tutma konusunda gelecekteki arz kesintilerine karşı “daha az politika esnekliği” bırakacağını belirtti.

Petrol piyasasını takip eden çevreler rezerv seviyelerinden endişe duyuyor.

Dallas Fed Enerji ve Ekonomi Merkezi Direktörü Lutz Kilian, “Varilin dibine yaklaştıkça piyasa katılımcıları daha fazla endişelenir mi? Açıkça evet. Hatta geriye kalan petrolün piyasayı sakinleştirme gücünü bile sorgulayabilirler” dedi.

Kilian, rezervin daha fazla kullanılması hâlinde petrol fiyatlarının muhtemelen yükseleceğini ve bunun ekonomiye zarar vereceğini söyledi.

“Stoklar fiilen tükendiğinde, petrol kıtlığına verilebilecek tek karşılık talebin düşmesi olur.”

ÇOK CEPHELİ SAVAŞI YÜRÜTEMEZ

ABD’nin İran İslam Cumhuriyeti'ne yönelik saldırıları artık savaş alanının ötesine geçerek Washington’ın aynı anda birden fazla cepheyi yönetebilme kapasitesinin sınandığı bir duruma dönüştü. ABD’nin hedeflerine en kısa sürede ulaşması beklenen savaş, artık bu ülkenin askerî kaynaklarının ve dikkat odağının bir bölümünü Doğu Asya’dan Orta Doğu’ya çekmiş durumda.

Bir Amerikan uçak gemisinin Pasifik Okyanusu’ndan Hürmüz’e gönderilmesi, Asyalı müttefiklerle gerçekleştirilen ortak tatbikatların azaltılması ve bölgede askerî boşluk oluşacağına ilişkin endişelerin artması; Hürmüz Boğazı’nın stratejik önemi ve İran’ın bu konudaki kararlı tutumuyla birlikte önemli bir soruyu gündeme getiriyor:

Washington, Tahran üzerindeki baskıyı sürdürebilmek için Çin’i çevreleme açısından hayati gördüğü bir cephede istemeden bedel mi ödüyor?

Trump yönetimine göre birkaç hafta içinde sonuç vermesi beklenen ABD ve israilin İran’a yönelik saldırıları, başlamasının üzerinden altı ay geçmesine rağmen Washington’ın açıkladığı ilk hedeflere ulaşmasını sağlayamadı. Bununla birlikte saldırılar, ABD açısından çeşitli askerî ve stratejik sonuçlar doğurdu.

Bu yıpranmanın işaretleri, ABD’nin askerî kaynaklarını Doğu Asya’dan Orta Doğu’ya kaydırmasında görülebiliyor. Washington, savaşın devamını sağlamak ve sonuçlarını yönetmek için bölgede daha fazla askeri varlığa ihtiyaç duyuyor.

“George Washington” uçak gemisinin Japonya’dan Orta Doğu’ya gönderilmesi de bu çerçevede önem taşıyor. ABD, “Abraham Lincoln”ün yerini alması amacıyla bu gemiyi bölgeye sevk ederek yıllardır Çin’le rekabetin ana sahası olarak tanımladığı Pasifik’te konuşlu bir uçak gemisini geçici olarak bölgeden çıkardı.

Aynı zamanda İran’la savaş nedeniyle ABD’nin silah stoklarının azalmasına ilişkin Amerikan askeri çevrelerinde endişeler bulunduğu yönünde haberler yayımlandı. Bu durum, Çin ve Kuzey Kore karşısındaki askeri hazırlığın korunup korunamayacağına ilişkin kaygıları artırdı.

Daha önemli bir işaret ise ABD ile Güney Kore arasındaki askeri tatbikatların azaltılmasında görüldü. Trump, İran savaşı devam ederken iki ülke arasındaki ortak tatbikatların önemli ölçüde azaltılması talimatını verdi. “Ulchi Özgürlük Kalkanı” tatbikatı da planlanandan altı gün önce sona erdi.

Birkaç gün sonra başka bir ortak amfibi tatbikat, İran savaşı nedeniyle ABD birliklerinin hazır bulunmasında yaşanan kısıtlamalar gerekçe gösterilerek iptal edildi.

Bu gelişmelerin önemi yalnızca bir tatbikatın küçültülmesi veya bir uçak gemisinin bölgeden ayrılmasıyla sınırlı değil. Değişen asıl unsur, ABD’nin sahip olduğu askerî kaynaklarla Washington’ın aynı anda yönetmek istediği cephelerin sayısı arasındaki denge.

Gözlemcilere göre İran’la yürütülen yıpratma savaşı, ABD’nin deniz, hava, silah ve operasyon kapasitesinin bir bölümünü meşgul ediyor. Bunun etkileri, ABD’nin Çin’i çevreleme stratejisinin odak noktası olması planlanan bölgeye kadar ulaştı.

Bu nedenle Pasifik’teki Amerikan varlığının her azaltılışı yalnızca geçici bir karar olarak değerlendirilemez. Bu adımlar, uzun süreli bir savaşın ABD kuvvetlerinin dünya genelindeki konuşlanması üzerinde oluşturduğu baskının işaretleri olarak görülüyor.

Hürmüz Boğazı, son aylarda stratejik bir geçiş noktasından çıkarak İran ile ABD arasındaki çatışmanın başlıca sahalarından birine dönüştü.

Bu değişimi önemli kılan unsur, Washington’ın savaşı İran’ın stratejik kapasitesini zayıflatmak amacıyla başlatmış olmasına rağmen askeri ve siyasi çabalarının önemli bir bölümünü artık boğazdaki geçişleri yeniden normalleştirmeye ayırması. İran ise Hürmüz Boğazı’nı ABD saldırılarına karşı önemli bir koz olarak değerlendiriyor.

Amerikan basınındaki haberlerde bile altı ayın ardından savaşın hedeflerinin değiştiği ve Hürmüz’ün Washington’ın temel endişelerinden biri haline geldiği kabul ediliyor.

Tahran’ın bu konudaki tutumu yalnızca tepkisel nitelikte olmadı. İranlı yetkililer, Hürmüz’de seyrüsefer özgürlüğünün saldırıların durdurulmasından ve karşı tarafın mevcut anlaşmalara bağlı kalmasından ayrı değerlendirilemeyeceğini vurguladı. İran Silahlı Kuvvetleri de boğazın kontrolünü elinde bulundurduğunu açıkladı.

Bu tutum, sahada Washington’ın söyleminden farklı bir denklem oluşturdu. ABD, gemilerin geçişini sağlayabilmek için mayın temizleme faaliyetleri yürütmek, güzergahları askeri güçle korumak ve hatta İran’ın boğaz çevresindeki mevzilerine sınırlı saldırılar düzenleme seçeneklerini değerlendirmek zorunda kaldı.

Hürmüz’ün İran açısından önemi yalnızca coğrafi konumundan kaynaklanmıyor. Boğaz, savaş koşullarında ABD operasyonlarının maliyetini artıran ve aynı zamanda dünya enerji ekonomisini etkileyen bir araca dönüştü.

da tüketilen petrol ve doğal gazın yaklaşık beşte birinin bu güzergahtan taşınması, Hürmüz’de yaşanacak her aksaklığın enerji fiyatlarına ve çeşitli ülkelerin ekonomik güvenliğine doğrudan yansımasına yol açıyor. Son çatışmaların ardından Brent petrolün varil fiyatının yeniden 90 doların üzerine çıkması da bunun bir örneğini oluşturdu.

Bu açıdan Hürmüz meselesi, yalnızca ABD’nin bir su yolunu açık tutma girişimi olarak değerlendirilemez. Buradaki temel konu, savaşın devamında güç ve maliyet arasındaki dengedir.

Washington, Hürmüz’de normal koşulları yeniden sağlamak için ne kadar fazla müdahalede bulunursa boğazın savaş denklemindeki önemini o kadar doğrulamış oluyor. Deniz taşımacılığının güvenliğini sağlamak amacıyla daha fazla askeri operasyona ihtiyaç duydukça, başlangıçta çok daha kısa sürmesi beklenen savaşın maliyeti ve karmaşıklığı da artıyor.

Bu çelişki, Hürmüz Boğazı’nı İran’la yürütülen savaşta ABD stratejisinin en fazla yıprandığı noktalardan biri haline getirdi.

ABD’nin askeri odağını Pasifik’ten Orta Doğu’ya kaydırması yalnızca kuvvetlerin coğrafi olarak yer değiştirmesi anlamına gelmiyor. Bu değişim, Washington’ın yıllardır asker konuşlandırarak, ortak tatbikatlar düzenleyerek ve güvenlik ittifakları kurarak dengeyi kendi lehine tutmaya çalıştığı bir bölgede yaşanıyor.

George Washington uçak gemisinin Japonya çevresinden ayrılması ve ve ABD-Güney Kore tatbikatlarının azaltılması, Washington’ın önceliklerine ilişkin farklı bir tablo ortaya koyuyor. Üstelik bu gelişmeler, İran’la savaşın ABD’nin silah ve operasyon kaynaklarını tüketmeyi sürdürdüğü bir dönemde yaşanıyor.

Çin’in tutumu dikkate alındığında bu durum daha da önem kazanıyor. Pekin, oluşan bu boşlukları yakından izliyor.

İran topraklarına yönelik saldırılar sonucunda ABD’nin önleme füzeleri ve uzun menzilli silah stoklarının azaldığına ilişkin son haberler, Amerikan güvenlik çevrelerinde Çin’e karşı caydırıcılık kapasitesi konusunda endişelere yol açtı.

Bazı değerlendirmelerde, Amerikan stoklarının aşınmasının Washington’ın Doğu Asya ve Orta Doğu’da ortaya çıkabilecek krizlere aynı anda karşılık verebilme kapasitesini sınırlayabileceği uyarısında bulunuldu.

Güney Kore ile yapılan askerî tatbikatların azaltılması bu bağlamda daha önemli bir siyasi anlam kazanıyor. Trump bu kararı, Seul yönetiminin İran savaşında ABD’nin yanında yer almayı reddettiği bir dönemde gündeme getirdi.

Dolayısıyla Washington, bir yandan savaşın oluşturduğu baskıyı telafi etmek amacıyla Doğu Asya’daki askeri varlığını ve tatbikatlarını azaltırken diğer yandan Asyalı müttefikinin Trump’ın Orta Doğu’daki iddialı savaş politikasının maliyetini üstlenmeyi kabul etmemesinden rahatsızlık duyuyor.

ABD açısından mesele artık bir uçak gemisinin geçici olarak kaybedilmesi veya birkaç tatbikatın azaltılmasından ibaret değil. Asıl sorun, Washington’ın küresel taahhütleriyle bu taahhütleri eş zamanlı olarak yerine getirebilme kapasitesi arasında oluşan açık.İran’a karşı yürütülen savaş uzadıkça Hürmüz’deki baskıyı sürdürmenin maliyeti artacak. Buna karşılık Çin’in kendi çevresindeki varlığını, inisiyatifini ve nüfuzunu genişletebilmesi için daha fazla alan doğacak.

Bu nedenle Pasifik Okyanusu’nda yaşananlar, ABD’nin yanlış hesaplamalarla başlattığı gereksiz bir savaşın stratejik sonuçlarından biri olarak değerlendiriliyor. Washington, hızla sona erdireceğini düşünerek girdiği bu savaşın sonuçlarını yönetebilmek için askeri kapasitesinin ve dikkatinin bir bölümünü Doğu Asya’dan uzaklaştırmış durumda.

İÇTE DE DURUM FACİA: TRUMP’E DESTEK DİPTE

Pazartesi günü tamamlanan Reuters/Ipsos anketi, ABD Başkanı Donald Trump’ın halk desteğinin siyasi kariyerindeki en düşük seviyede kalmaya devam ettiğini gösterdi. Bu düşüşte İran’a karşı yürütülen savaşa yönelik yaygın hoşnutsuzluk ile Cumhuriyetçilerin ekonomi yönetimine ilişkin olumsuz değerlendirmeler etkili oldu.

Amerikalıların yalnızca yüzde 33’ü Trump’ın Beyaz Saray’daki performansını onayladı. Bu, Reuters/Ipsos tarafından art arda gerçekleştirilen ve katılımcıların aynı oranda Trump’a destek verdiği üçüncü anket oldu.

Bu oranın, 3 Kasım’da yapılması planlanan ara seçimlerde Kongredeki dar çoğunluğunu korumaya çalışacak Cumhuriyetçi Parti açısından olası bir yük oluşturabileceği değerlendiriliyor.

Trump’ın halk desteği, ağustos ortasından bu yana yalnızca ilk başkanlık döneminin başlarında kısa süreliğine görülen seviyelerde bulunuyor. Mevcut görev döneminin başında Amerikalıların yüzde 47’si Trump’ın performansını destekliyordu.

Trump’ın mevcut destek oranı, Demokrat selefi Joe Biden’ın Ekim 2024’te yüzde 35 olarak ölçülen en düşük seviyesinin de altında bulunuyor.

Trump, Biden gibi yüksek enflasyon nedeniyle halkın geniş kesimlerinin tepkisiyle karşı karşıya. Trump’ın şubat ayında ABD’ye İran’ı bombalama emri vermesinden bu yana benzin fiyatları keskin biçimde yükseldi.

Reuters/Ipsos anketine göre Amerikalıların yalnızca yüzde 36’sı İran’a karşı yürütülen savaşı destekliyor.

Cumhuriyetçilerin her 10 seçmeninden dördü de dahil olmak üzere Amerikalıların yaklaşık yüzde 71’i, Trump’ın hayat pahalılığıyla mücadele yönteminden memnun olmadığını belirtti.