Abone Ol

AfCFTA: Afrika’nın ekonomik kurtuluş projesi mi, küresel sermayenin yeni pazarı mı?

Ali Musa, Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Anlaşması’nı (AfCFTA) mercek altına aldığı yazısında, bunun Afrika için ekonomik bağımsızlık fırsatı mı yoksa küresel sermayenin yeni pazarı mı olduğu sorularına cevap arıyor.

AfCFTA: Afrika’nın ekonomik kurtuluş projesi mi, küresel sermayenin yeni pazarı mı?

Ali Musa / Fokus+

Afrika kıtası, yüzyıllar boyunca dünya ekonomisinin gündemine hep aynı tarihsel ve yapısal parantez içinde girdi: Zengin doğal kaynaklar, fakat yoksul ve yoksullaştırılmış halklar. Altın, petrol, elmas, kobalt, bakır ve stratejik tarım ürünleri yeraltından ve topraktan çıkarıldı; kolonyal ve neo kolonyal ağlar aracılığıyla uluslararası limanlara taşındı ve gelişmiş Batılı ülkelerin sanayi çarklarını döndürmek üzere kıtayı terk etti. Afrika, kendi kaynaklarını hammadde olarak ucuza sattı; ancak değer eklenmiş, işlenmiş nihai ürünleri dışarıdan son derece pahalıya satın almak zorunda bırakıldı. Bu eşitsiz mübadele düzeni, kıtanın tarihsel bağımlılık çizgisini şekillendirdi.

Bugün ise kıta, tarihinin en kritik ve kapsamlı ekonomik virajının eşiğinde duruyor. Ancak bu kez uluslararası sermayenin ve tartışmaların odak noktasında yalnızca yer altındaki madenler veya stratejik hammaddeler yer almıyor. Asıl cazibe merkezi, kıtanın yeryüzündeki devasa potansiyeli : 1,4 milyarlık genç ve dinamik nüfus ile gelecekte trilyonlarca dolarlık hacme ulaşması beklenen devasa bir birleşik Pazar.

2018 yılında imzalanan, 2019’da yürürlüğe giren ve 2021 başı itibarıyla ticari faaliyetleri resmen başlatılan Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Anlaşması (AfCFTA), 54 Afrika ülkesini tek bir ekonomik çatı ve kurallar bütünü altında toplamayı hedefliyor. Dünya Ticaret Örgütü’nün kuruluşundan bu yana üye ülke sayısı bakımından dünyanın en büyük serbest ticaret alanı olan bu devasa proje, uluslararası kurumlar ve kıta liderleri tarafından Afrika için tarihi bir «ekonomik devrim » ve entegrasyon hamlesi olarak sunuluyor.

Peki, sınırların ve gümrük duvarlarının kalktığı bu yeni serbest piyasa düzeni Afrika’ya gerçekten vadedilen ekonomik bağımsızlığı ve sanayileşmeyi getirecek mi? Yoksa kıta, küresel şirketlerin, emperyalist odakların ve sınır ötesi sermayenin iştahını kabartan devasa bir tüketim pazarına mı dönüşecek?

Afrika’nın duvarları kalkıyor: Peki kazanan kim olacak?

AfCFTA’nın resmi söylemdeki ve kağıt üzerindeki temel amaçları son derece net biçimde sıralanıyor : Kıta içi ticareti artırmak, gümrük vergilerini ürünlerin %90’ında kademeli olarak kaldırmak, doğrudan yabancı yatırımları kolaylaştırmak ve «Afrika yapımı» ürünlerden oluşan bölgesel tedarik zincirleri kurmak.

Bugün Afrika ülkelerinin kendi aralarındaki ticaret oranı sadece %15 ila %17 gibi oldukça düşük bir seviyede seyrediyor. Avrupa’da kıta içi ticaretin %60’ın, Asya’da %50’nin, Latin Amerika’da ise %20’lerin üzerinde olduğu düşünüldüğünde, Afrika ülkelerinin kendi coğrafi komşularına ne kadar yabancılaştırıldığı açıkça ortaya çıkıyor. Birçok Afrika ülkesi, yanı başındaki komşusundan çok daha uygun maliyetle tedarik edebileceği bir tarım ürününü, tekstil malzemesini veya madeni, binlerce kilometre öteden Avrupa, Çin veya Kuzey Amerika’dan ithal etmeye devam ediyor.

Ortak Pazar hamlesi, sömürge döneminden miras kalan bu kopukluğa ve dışa bağımlılığa son verme iddiasını taşıyor. Ancak neoliberal iktisat mantığıyla kurgulanan serbest ticaret modelleri, doğası gereği kuralsız ve vahşi bir piyasa rekabetini tetikler. Eşitsiz koşullardaki, üretim kapasitesi homojen olmayan aktörler arasında serbest rekabet başlatıldığında ise sonuç her zaman güçlü sermayenin zayıfı ezmesi ve yutması olur.

Serbest ticaretin tuzağı: Kıta içi eşitsiz gelişim

Afrika kıtası sanayi, altyapı ve finansal birikim açısından homojen bir yapıya sahip değildir. Kıtanın üretkenlik kapasitesi, lojistik imkânları ve finansal gücü bakımından oldukça ileride olan bölgesel devleri bulunmaktadır: Güney Afrika, Nijerya, Mısır, Fas, Cezayir ve Kenya gibi ülkeler bu grupta başı çekmektedir.

Gümrük duvarlarının kontrolsüz biçimde yıkılması ve ticaretin serbestleştirilmesi, bu bölgesel güçlerin yerli ve yabancı sermayesi için eşsiz genişleme fırsatları sunarken ; sanayi altyapısı gelişmemiş, küçük ve az gelişmiş Afrika ekonomilerini tamamen savunmasız bırakmaktadır. Neoliberal piyasa mekanizması, kıta içi eşitsiz gelişim (uneven development) dinamiklerini daha da derinleştirme riski taşımaktadır. Sanayileşme sürecinin henüz başında olan Burundi, Malavi, Orta Afrika Cumhuriyeti veya Gambiya gibi ülkelerin küçük ölçekli yerli üreticileri ; Güney Afrika’nın ya da Mısır’ın gelişmiş sanayi kuruluşlarının ucuz, kitlesel ve rekabetçi üretimi karşısında ayakta kalamaz.

Daha da kritik olan nokta şudur :Pazar rekabeti mantığı, Afrika ülkelerini ortak bir hat oluşturmak yerine birbirinin rakibi haline getirir. Bu durum, ülkeleri küresel sermaye karşısında tek tek pazarlık yapmaya, daha düşük vergi ve daha esnek çalışma koşulları sunarak yabancı sermaye çekme yarışına girmeye mahkûm eder.

Çin ve Batı için neden hayati önemde?

AfCFTA yalnızca Afrika içi bir bölgesel kalkınma meselesi değil; aynı zamanda küresel jeopolitik ve ekonomik satranç tahtasının tam merkezinde yer alan bir hamledir. Birbirinden kopuk, küçük ve bürokratik engellerle dolu 54 ayrı Pazar yerine; tek bir kural seti ve sıfırlanmış gümrük tarifeleriyle yönetilen 1,4 milyarlık bütünleşik bir Pazar, küresel aktörlerin iştahını kabartmaktadır.

Çin: Son yirmi yılda yürüttüğü « Kuşak ve Yol » projesi kapsamında Afrika genelinde limanlar, demiryolları, otoyollar ve enerji santralleri inşa etti. Pekin yönetimi açısından AfCFTA, kendi inşa ettiği bu lojistik ve ulaştırma ağları üzerinden ürettiği Çin mallarını tüm kıtaya çok daha düşük maliyetle ve hiçbir gümrük engeline takılmadan dağıtmak anlamına gelmektedir.

Batı (AB ve ABD): Geleneksel hammadde tedarikçisi olarak gördüğü Afrika’da Çin’e ve diğer yükselen güçlere karşı belirgin biçimde kan kaybeden Avrupa Birliği ve ABD ise AfCFTA ile birlikte strateji değiştirmek zorunda kalmıştır. Batılı aktörler artık sadece klasik yardım politikalarıyla değil, büyüyen Afrika orta sınıfına mal, hizmet ve finansal ürün satmayı hedefleyen ticari ortaklıklar ve serbest ticaret anlaşmalarıyla kıtaya müdahil olmaktadır.

Bu durum temel soruyu yeniden gündeme getirir: Gürüklerin kaldırılması Afrika’nın kendi yerli sanayisini mi büyütecek, yoksa Çin, Batı ve diğer küresel dev şirketlerin Afrika pazarına zahmetsizce girmesini ve kıtayı boydan boya parsellemesini mi sağlayacaktır?

Tarihin tekerrürü mü, unutulan alternatif mi?

Afrika’nın yakın tarihi, dışarıdan dikte edilen ve serbest piyasa mucizesi olarak sunulan ekonomik reçetelerin yıkıcı sonuçlarıyla doludur. 1980’li ve 1990’lı yıllarda IMF ve Dünya Bankası’nın «Yapısal Uyarlanma Programları» (SAP) kapsamında Afrika ülkelerine dayatılan kontrolsüz ticaret serbestleşmesi, kamu harcamalarının kesilmesi ve özelleştirmeler; yerli üretimi çökertmiş, kamusal sağlık ve eğitim sistemlerini eritmiş ve ülkeleri devasa borç krizlerinin kucağına itmiştir.

AfCFTA’nın mevcut neoliberal kurgusu, Afrika’yı bir kez daha küresel kapitalizmin ve uluslararası sermayenin edilgen bir pazarından ibaret kılma riski taşımaktadır. Oysa Afrika’nın kendi tarihsel ve entelektüel birikimi bize son derece güçlü bir alternatifin mümkün olduğunu göstermektedir :1980 tarihli Lagos Eylem Planı (Lagos Plan of Action).

Afrika Birliği Örgütü (OAU) tarafından kabul edilen Lagos Eylem Planı ; Afrika’nın gerçek kurtuluşunun dışa bağımlı neoliberal serbest ticaretle ya da kıta içi piyasa rekabetiyle değil; kendi kendine yeten (self-reliant), kolektif, kamusal planlamaya dayanan ve ithal ikameci bir Afrika sanayileşmesiyle** mümkün olabileceğini savunuyordu. Lagos ruhu, dış güçlerin dayattığı piyasa kurallarına teslim olmak yerine, kıtanın kendi kaynaklarını kendi halkının ihtiyaçları doğrultusunda işleyecek kolektif bir üretim mimarisi öngörüyordu.

AfCFTA eğer Afrika’yı sermayenin serbestçe at koşturduğu bir oyun alanı olmaktan çıkaracaksa, neoliberal piyasa dogmalarından sıyrılıp Lagos Eylem Planı’nın kolektif öz-dayanışma ve kamusal bütünleşme ilkesine dönmek zorundadır.

Afrika’nın önündeki asıl sınav: Rekabet mi, dayanışma mı?

AfCFTA, mevcut haliyle serbest piyasa koşullarına ve kuralsız rekabete dayandığı sürece, Afrika’yı küresel sermayenin iştahla tükettiği ve ucuz iş gücünü sömürdüğü devasa bir açık süpermarket haline getirmekten öteye geçemeyecektir.

Gerçek ve kalıcı bir ekonomik bağımsızlık için Afrika ülkelerinin birbirleriyle Pazar kavgası vermesi veya birbirine rakip olması değil; birbiriyle değerleşen, kamusal planlamayı merkeze alan ve küresel sömürü mekanizmalarına karşı ortak hareket eden anti-emperyalist bütüncül bir blok yaratması şarttır.

Afrika’nın nihai kurtuluşu ; sınırları kayıtsız şartsız sermayeye açmakta değil, küresel kapitalist sistem karşısında kolektif bir üretim, dayanışma ve ortak kalkınma kalkanı inşa etmektedir.

Şimdi kıtanın önünde tek bir hayati ve belirleyici soru durmaktadır

Afrika, serbest piyasa illüzyonuyla küresel sermayenin açık pazarı olmaya devam mı edecek, yoksa Lagos Eylem Planı’nın tarihsel ruhuna dönerek kendi kolektif ve bağımsız geleceğini mi inşa edecek ?

Eski Moritanya Dışişleri Bakanı, İslam İşbirliği Teşkilatı'nın yeni Genel Sekreteri oldu

İtalya'da Batı Nil virüsü sebebiyle yıl başından beri 432 vaka, 17 ölüm kaydedildi

"Hiçbir toplumun, doğuştan, özsel olarak fanatik olduğunu söyleyemeyiz"

UNRWA üzerindeki baskı büyüyor: Gazze’den Kalendiya’ya uzanan tablo

Türkiye'den İsrail'e yeni angajman: Diplomasiden caydırıcılığa

Ebu Zuhur saldırısı bağlamında Siyonist İsrail'in 'eski düzen' özlemi

Hayvanları yücelten Batı, Filistinlilerin hayatını değersizleştiriliyor

Ebu Zuhur saldırısı bağlamında Suriye ve İsrail-Türkiye gerilimi