Bursa’da yaşayan Üftade Hazretleri, asıl adı Mehmed, lakabı ise Muhyiddin olan bir gönül insanıydı. Ezan okudu, imamlık yaptı ve vaazlar verdi. Ancak onun hayatını anlamlı kılan asıl unsur, üstlendiği görevlerden ziyade makam ve dünyalık karşısındaki tutumuydu.
Bir maaşla değişen hayat
Rivayete göre Üftade Hazretleri, yaptığı hizmetlerden biri karşılığında kendisine verilen birkaç akçelik maaşı kabul etti. Aynı gece gördüğü rüyada, “Mertebenden üftade oldun” şeklinde bir uyarıyla karşılaştı.
Farsçada “düşmüş” ve “düşkün” anlamlarına gelen “üftade” kelimesi, onun hayatında bir isimden daha fazlasına dönüştü. Rüyanın ardından aldığı maaştan vazgeçti ve ezan okumayı bıraktı. Geçimini ise ipekçilik ve düğmecilik gibi işlerle sağlamaya başladı.
Şöhretten uzaklaştıkça tanındı
Makamdan çekilmesine rağmen Üftade Hazretleri’nin çevresindeki insanların sayısı azalmadı. Aksine, Bursa’da verdiği vaazlar geniş bir ilgi gördü. Onu dinlemek isteyenler camileri doldurmaya başladı.
Bu dönemde Üftade Hazretleri’nin dergahına gelen isimlerden biri, dönemin tanınmış müderris ve kadılarından Aziz Mahmud Hüdayi oldu. Hüdayi Hazretleri, sahip olduğu makamı ve itibarı geride bırakarak Üftade’ye intisap etti ve yaklaşık üç yıl onun yanında hizmet etti.
Geride bıraktığı miras
Üftade Hazretleri, 1580 yılında Bursa’da vefat etti. Ardında yalnızca yetiştirdiği önemli bir talebe değil, makam, şöhret ve dünya nimetleriyle kurduğu mesafeyi gösteren bir hayat hikâyesi bıraktı.
Kendisini uyaran rüyada karşısına çıkan “üftade” kelimesini bir ömür boyunca taşıması da bu hayat anlayışının en dikkat çekici yönlerinden biri oldu. Böylece “düşmüş” anlamındaki bir kelime, onun için nefsine karşı sürekli bir hatırlatma olarak kaldı.