Zaman kaybettiren şeylerin başında ekran gelmektedir. Bilgisayar, konsol oyunları ve özellikle telefonlar, ciddi anlamda vakit kaybettiricidir. Telefon uygulamaları içerisinde dikey reels tipi videolara bağımlılık, zamanın katilidir.
Bir dakikadan daha kısa sürelere sıkıştırılmış videolarda büyük hareketler ve farklı şeyler görmeye, duymaya alışmış bir zihnin kitap başında sıkılmaması imkânsızdır. O kadar ki reels süreleri için artık 30-40 saniye dahi uzun addediliyor. 20 saniye içerisinde biten videolar hazırlanıyor, sosyal medyaya içerik üretenler, bunu göz önünde bulundurarak hareket ediyor. Zira bu tarz kısa ve vurucu videolar, direkt olarak dikkat süresine zarar vermektedir.
İnsanlık tarihinde dikkat ve konsantrasyon sürelerinin en düşük olduğu çağda yaşıyor olabiliriz. Reels videoları çeken kişilerin büyük hareketlerle videoya başlaması, bu sebepledir. Zira üç beş saniye içerisinde dikkat süresi yerle yeksan olmuş izleyici kitlesinin ilgisini çekebilmesi gerekmektedir. Sosyal medyanın büyük platformları, çoğunlukla reels videolar üzerinden yürümektedir. Özellikle Tiktok ve Instagram, neredeyse tamamen reelse dayanmaktadır. Bununla beraber reels videolarının Youtube ve X’deki payı da gittikçe artmaktadır. Bu duruma karşı kendinizi korumaksızın dikkat sürenizi sağlıklı bir düzeyde tutabilmeniz, bu çağda imkânsız gibi görünüyor.
Ekran ışığı, uykunun hem kalitesini bozar hem de süresini azaltır. Özellikle yatmadan önceki birkaç saat içerisindeki ekran maruziyeti, uyku açısından oldukça olumsuz sonuçlar doğurur. Temiz ve düzgün bir uyku olmadığında dikkat ve konsantrasyon süresi düşer. Uykusuzluk, depresyonu tetikler ve depresif hâl, bilişsel fonksiyonları zayıflatır. Birkaç gün ekran detoksu yapsanız dahi, bunun sizi mutlu ettiğini fark edersiniz. Kötü uyku dikkat süresini azalttığı gibi, hafızaya da olumsuz etkilerde bulunur. Öte yandan ekrandan kitap okumak da ekran süresini arttırması sebebi ile bana iyi görünmez. Ben her zaman kâğıttan okuma taraftarıyım.
Daha düşük dikkat, daha zayıf bilişsel fonksiyonlar ve zayıflamış bir hafıza, gerçekten ilim öğrenmek isteyen birisi için afettir. Bu açıdan geç uyumamak, düzgün ve yeterli bir uyku süresi tutturmak ve yatmadan önce telefonla meşgul olmamak önemlidir. Bunun yanı sıra uzamış ekran süresi, otizm risk faktörüdür. Bu yüzden hem otizm spektrum bozukluğunda hem de dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda psikiyatrların ilk önerisi, çocuklarda ekran süresinin azaltılması olur. Otizm spektrum bozukluğu, düşük dil becerisi ile karakterize bir hastalıktır. Ekran süresini dil gelişimini doğrudan olumsuz etkilediği bilimsel ola rakkanıtlanmıştır. Bunun sebeplerinden birisi, ekranda kullanılan kelime çeşitliliğinin çok kısıtlı olmasıdır. Çünkü insanların çok büyük bir kısmı, popüler kanalları izler. Zaten çoğunluk bu kanalları izlemiyor olsaydı, bu kanallar popüler olmazdı.
Popüler kanalların ilk maksadı, halkın her kesimine hitap edebilmektir. Bu televizyonda da sosyal medyada da böyledir. Eğer kalabalıklara hitap etmek istiyorsanız kullanılan dil, entelektüel seviyesi en düşük olan kişiye göre ayarlanmalıdır. Kullanılan kelimeler gündelik dile göre ayarlanmalı, basit ve anlaşılır olmak zorundadır. Bu durum popüler kanalları, çok daha dar olan gündelik kelime havzasını kullanmaya iter. Bu tarz kanallara fazla maruz kalmanız, duyabileceğiniz kelime çeşitliliğinin büyük oranda azalması anlamına gelecektir.
Örneğin bir kitap okuyorsunuz ve bilmediğiniz pek çok kelime ile karşılaştınız. Hiç bir popüler video, bu kadar geniş bir kelime skalası tercih etmez. Doğal olarak bu kitabı ya da buna benzer kitapları okumak yerine popüler video izleseydiniz, bu kelimelerle karşılaşmayacaktınız. Uzun vadede bu, biriken bir etkidir. Aynı şekilde ekran maruziyetinin dürtüselliği arttırdığı da tespit edilmiştir. Bu açıdan irade terbiyesinin tam zıddı bir etki yapmaktadır. İrade kontrolünün azalması, bir diğer etki olarak agresifliğe sebep olur. Bu gizli bir etki dahi değildir. Anne babalar, çocuklarının ekran izledikleri günlerde daha agresif olduklarını fark edebilirler.
Youtube, X, Instagram, Tiktok
Sosyal medya platformları, çeşit çeşit ve her birinin kendisine ait bir ruhu var. Ben Youtube, X ve Instagram’da varım. Şu an bu satırları yazarken neredeyse üç platformda da takipçi sayım birbirine çok yakın. Platformlar ve bunların eğitim yönünden değerlendirmesine dair gözlemlerimi kısaca ifade etmek istiyorum. Öncelikle Tiktok, benim içerisinde bulunmadığım bir platform ve sanıyorum sosyal medya platformları içerisinde en kötüsü de bu. Sadece reels videolarına dayalı, tamamı kısa süreli içeriklerle dolu. Entelektüel bir içerik bulmak neredeyse mümkün değil. Büyük oranda kişisel ahlakı da geriye götürücü niteliği haiz.
Instagram da çoğunlukla reels videolarına dayalı ve bu açıdan Tiktok’tan çok da ayrışan bir niteliği yok. Platformda, az da olsa yazı yazanlar da var. Ancak bu hesaplar genelde tutmadığı için uzun vadede X’e geçer. Daha ziyade eğlence odaklı bir platform olduğu kesin. Ben de genellikle mizah amaçlı kullanıyorum. Öğretme amaçlı açılan kanallar da var ve büyük bir kısmı kişisel gelişim ya da çocuk psikolojisini konu ediniyor. Ancak bu noktada düzgün birini bulmak gerçekten nadirattan bir şeyi yakalamak anlamına geliyor. Çoğunlukla bilimsel geçerliliği olmayan, psikanalize dayanan “travma simsarlığı”na, “Sen her şeyi yaparsın!” edebiyatına dayalı bir laf kalabalığı söz konusu. Az da olsa nitelikli hesaplar var. Ama genel olarak öğrenmenin pek de mümkün olduğu bir platform değil. Bunun yanı sıra fazla reels izlemeye dayalı bir algoritması olduğu için az önce bahsettiğimiz tüm zararlı etkiler mevcut.
X ise büyük oranda yazılı bir platform. Elbette video ya da görsel de kullanılıyor, ancak platformun ana motoru yazı. Instagram’ın aksine X’i uzun süredir kullanıyorum. Fikrî konuları kendi arasında konuşabilen ufak grupların tanışmasını sağlayacak bir algoritma sistemi vardır. Yani kendi gündeminizle ilgilenen dar bir çevreyi tespit etmek ve tanışmak için uygun olabilir. Fakat bu söylediğim etki, çok büyük görüntülenme alan genel ekosistem için geçerli değil. Platformun devasa ekosistemi, canhıraş bir şekilde gündelik politika ya da futbol kavgası etmekle meşgul.
Bu tartışmaların büyük bir kısmı, bel altı vurulan holiganca söylemlerle yapılır. Bu gündemin içerisine dâhil olmanın ya da seyretmenin insanı mutsuz ettiğini ve çok vaktini aldığını müşahede
ediyorum. Ben bu platformda yine mizah, bazen ilmî cevaplar ve nadiren güncel olaylara dair yorumlar yaparım. Genellikle de “Burada beni takip etmeseniz, pek bir şey kaybetmezsiniz,” derim.
X’in nispeten ufak tefek faydaları olmakla beraber, içerisinde fazla süre geçirenlerin maruz kalacakları zararın elde edecekleri faydanın katbekat üzerinde olacağı kanaatindeyim. Ben bu platformu “alıcı” olmaktan ziyade, “aktarıcı” olarak kullanmaya çalışıyorum. Yani bir şey ilgimi çektiyse tweet atarım ama çok çok istisnai üç beş kişi hariç kimsenin tweetini okumam. Eğer şakalaşmıyorsak kolay kolay yorumları takip etmem. Zira çok niteliksiz yazıları okuyarak vakit geçirmek yerine, kitap okumak çok daha mantıklı gelir. Ancak bu uyarıları yapıyor olmama rağmen benim de nefsime yenik düşüp bu platformda uzunca vakit kaybettiğim çoktur.
Youtube, biraz daha farklı bir platform. Bu platform, reels videolarını aktiflemeye çalışsa dahi Instagram ya da Tiktok’u bu konuda yakalaması zor görünüyor. Zira bu platform, uzun videolar izlemeye alışmış bir kullanıcı profiline sahiptir. Uzun videoların dikkat üzerindeki olumsuz etkisi reels kadar değildir. Ancak ekran süresi açısından zararı yine mevcuttur. Bu açıdan pek çok insan, aslında Youtube’u radyo gibi sadece dinlemek için kullanır. Bu durum, platformun zararını diğerlerine nazaran oldukça azaltmakla beraber faydaları da diğer platformlara nazaran daha fazladır. Elbette Youtube’u insanların büyük bir kısmı mizah, film, siyaset vb. konuları takip etmek için kullanıyorlar. Zaten insanların çoğu, kültürel meselelerle ilgilenmez. Ancak Youtube algoritması, kendi ekosisteminizi oluşturmaya müsaittir. Yani dinler tarihi ile ilgili pek çok verimli ders ya da ders serisini bulabilirsiniz. Elbette Youtube’ta da pseudo-entelektüel içerikler daha fazla tıklanır. Ama bu, kitaplarda da pek kaçınılabilir bir durum değildir. Kendini geliştiren birisi, bunları kolayca ayıklayıp gerçekten bilgi ve bakış açısı veren içeriklere ulaşabilir.
Şahsım namına yazmam gerekirse X’ten farklı olarak Youtube’dan “alıcı” olarak da istifade etmem mümkün oluyor. Pek çok sahada örgün eğitimden daha iyi derslere de Youtube’ta denk gelebilirsiniz. Platformun bu özelliği gittikçe öne çıkmakta. Örneğin Yale Üniversitesinde yapılmış bir Antik Yunan Tarihi dersini altyazı eklenmiş bir şekilde bu platformda takip edebilirsiniz. Ya da yıllarını Mutezile çalışmaya vermiş bir akademisyenin, Kadı Abdulcebbar derslerini burada mütalaa edebilirsiniz. Bunlar, normalde üniversitelerde dahi denk gelemeyeceğiniz derslerdir. Zira belki 50-60 saat sadece İbn Haldun’un “Mukaddime”sini anlatan bir ders, Youtube’ta yapılabilir. Ancak üniversite müfredatı, hocasına İbn Haldun anlatmak için 60 saat ders koymaz. Bu videoların pek çoğu, zaten bu konuyu en iyi çalışmış akademisyenler tarafından çekilmektedir. Bu açıdan Youtube düzgün kullanıldığında, özellikle sosyal bilimler/felsefe sahasında ülkedeki en iyi öğrenim kurumudur. Diğer öğrenim kurumlarının aksine giderek daha iyi olması da muhtemeldir.