Karar gazetesi yazarı Hakan Albayrak, köşe yazısında Suriyeli mülteciler konusunda kritik sorulara değiniyor.
Karar gazetesi yazarı Hakan Albayrak, köşe yazısında Suriyeli mülteciler konusunda kritik sorulara odaklanıyor. Yazar, bir okuyucunun yorumuna atıfta bulunarak Suriyeli mültecilerin Türkiye'ye kalıcı olarak kalmaları durumunda Türkiye'ye ve Türklere saygı gösterip göstermeyecekleri konusunda kritik bir soru sorduğunu belirtiyor.
Albayrak, daha önceki bir yazısında Suriyeli mültecilerin Türk halkı ve devletiyle sürekli olarak sevgi, bağlılık ve sadakatlerini ifade ettiklerini, neredeyse 800 bin Suriyeli çocuk ve genç öğrencinin Türkiye'deki okullarda eğitim gördüğünü vurguluyor. Yazar, "entegrasyon sorunu"nun abartılmaması gerektiğini, kültürel farklılıkların zenginlik olarak görülmesi gerektiğini ve Suriyeli mültecilerin toplumsal bir kin ve nefretle karşılaşmadan mahallelerine kapanmaya zorlanmadıkları sürece entegrasyonun gerçekleşebileceğini ifade ediyor.
Yazar, Suriyeli mültecilere karşı nasıl davranılması gerektiği konusunda önemli bir soru sorduktan sonra, mültecilere düşmanlık kışkırtan kişilerin kendilerine gelecekler mi yoksa ırkçılık lekesini Türkiye'ye kadar sürecekler mi sorusunu gündeme getiriyor. Ayrıca, mültecileri kısa sürede geri göndermenin imkansız olduğunu bilerek bu beklentiyi yükselten siyasetçilerin hayal kırıklığına yol açabileceğini ve bu durumun öfke patlamalarına yol açabileceği tehlikesine dikkat çekiyor. Yazar, mültecilere karşı yayılan olumsuz atmosferi değiştirmek için çözüm yollarının aranması gerektiğini vurguluyor.
Hakan Albayrak'ın Karar gazetesindeki köşe yazısında, Suriyeli mülteciler konusunda kritik sorulara ve entegrasyon sürecine odaklanılmaktadır.
Yazını Tam Hali
Suriyeli mülteciler konusunda kritik sorular
Dünkü yazıma (“İnsanlardan bahsediyoruz, hey!”) gelen bir yorum:
“Tabii ki Suriyeli mültecilerin Türkiye’de saygın insanlar olarak kabul görme hakları vardır. Kritik soru şu: Kalırlarsa, onlar Türkiye’ye ve Türklere saygı gösterecekler mi, yoksa burada Arap milliyetçiliği mi yapacaklar?”
Bu köşede iki sene kadar önce yayımlanan bir yazımda, Suriyeli mülteciler halkıyla ve devletiyle Türkiye’ye sevgilerini, bağlılıklarını, sadakatlerini mütemadiyen bildirirken ve neredeyse 800 bin Suriyeli çocuk ve genç -yani Suriyeli mültecilerin beşte birinden fazlası- bu ülkenin okullarında (anaokulları ve üniversiteler dahil) okurken “entegrasyon sorunu”nu gözümüzde büyütmememiz gerektiğini belirtmiş ve ardından şöyle demiştim:
“Kast edilen şey tektipleşme değilse, kültürel farklılıklar zenginlik yerine tehdit gibi görülmüyorsa, toplumun farklı kesimleri arasındaki uyumdan ibaretse konu, orta veya uzun vadede hallolmayacak bir şey değil bu; Suriyeliler belli mahallelerde yoğunlaşmaya devam etseler de hallolur. Çerkes köyü, Boşnak mahallesi entegrasyona ne kadar mâni olduysa Suriyeli mahallesi de ancak o kadar mâni olur, yani hiç mâni olmaz; yeter ki Suriyeli mülteciler toplumsal bir kin ve nefrete maruz kalıp ‘Bize düşman olan bu halka karşı gardımızı almalıyız’ demeye sevk edilmesin, mahallelerine kapanmaya zorlanmasın.” (Suriyeli mülteciler ve ‘öğretilmiş rahatsızlık’ / KARAR, 16.08.2021)
Kritik soru şu:
Suriyeli mültecilere esenlik telkin ederek onların bizimle hemhal olmasını mı sağlayacağız, yoksa düşmanca davranarak onları soğutacak mıyız kendimizden?
Şu sorular da kritik:
Suriyeli mültecilere düşmanlığı kışkırtanlar bir an evvel titreyip kendilerine mi gelecek, yoksa bu çirkin ve tehlikeli yolda sonuna kadar giderek Türkiye’nin alnına ırkçılık lekesini mi sürecek?
Suriyeli mültecileri kısa bir süre içinde anavatanlarına geri göndermenin imkânsızlığı aşikâr iken bunun mümkün olduğunu ileri süren siyasetçiler, mülteci düşmanlarında yükselttikleri beklentinin hayal kırklığıyla sonuçlanması ve o hayal kırıklığının bir öfke patlamasına yol açması tehlikesini göze almaya devam mı edecek, yoksa mülteciler aleyhindeki korkunç atmosferi değiştirmenin yollarını aramaya mı başlayacak?
Basîret, Yâ Hû!