Her anne ve baba hayırlı evlat ister. Çocuğunun güzel ahlâklı, imanlı, merhametli, dürüst, çalışkan ve topluma faydalı bir insan olmasını arzu eder. Fakat çoğu zaman gözden kaçırdığımız önemli bir hakikat vardır:
Hayırlı bir nesil yetiştirmenin yolu, önce hayırlı bir insan olmaktan geçer.
Çünkü çocuklar yalnızca söylediklerimizi değil, yaşadıklarımızı öğrenirler. Onlara doğruluğu anlatırken yalan söylüyorsak, merhameti öğütlerken evimizin içinde merhametsiz davranıyorsak, ibadetin öneminden söz ederken hayatımızı Allah’ın ölçülerinden uzak yaşıyorsak sözümüzün tesiri zayıflar.
Bir ağacın meyvesi kökünden beslenir. Neslin kökü ise aile, ailenin temeli de anne ve babanın şahsiyetidir.
İnsan Fıtrat Üzere Dünyaya Gelir
İnsan, Allah Teâlâ’nın yeryüzündeki büyük sanatlarından biridir.
Rabbimiz insanı:
“Biz insanı gerçekten en güzel biçimde yarattık.”
(Tîn, 4)
buyurarak “ahsen-i takvîm” üzere yarattığını haber vermektedir.
Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) bildirdiği üzere her çocuk fıtrat üzere dünyaya gelir. Daha sonra ailesi, çevresi, aldığı eğitim, arkadaşları ve içinde yaşadığı kültür onun şahsiyetinin şekillenmesinde etkili olur.
Bu sebeple çocuk eğitimi yalnızca çocuğun eğitilmesi değildir.
Aslında önce anne ve babanın kendisini eğitmesi, sonra çocuğuna örnek olmasıdır.
Çocuğa namazı öğretmeden önce namaza verdiğimiz değeri göstermeliyiz.
Doğru sözlü olmasını istemeden önce doğruluğumuzla örnek olmalıyız.
Helal lokmanın öneminden söz etmeden önce kazancımıza dikkat etmeliyiz.
Merhametli bir nesil istiyorsak evimizi merhametin hissedildiği bir yere dönüştürmeliyiz.
Çünkü nasihat kulağa ulaşır; örneklik ise kalbe işler.
Hayrın Başlangıcı İmandır
Salih insan olmanın temelinde iman vardır.
İman insanın Rabbini tanıması, yaratılış gayesini kavraması ve hayatını Allah’ın rızasına göre düzenlemeye karar vermesidir.
Ancak iman yalnızca kalpte saklanan bir kabul değildir. İman, hayata yansımalıdır.
Salih amel bunun için vardır.
Namaz, oruç, zekât, infak, güzel ahlâk, anne babaya iyilik, akrabaya sahip çıkmak, komşunun hakkını gözetmek, yetimi korumak, yoksula yardım etmek, doğru sözlü ve güvenilir olmak…
Bütün bunlar imanın hayattaki tezahürleridir.
Çocuklarımızın imanlı olmasını istiyorsak, onlara yalnızca dinî bilgiler vermek yeterli değildir. İmanın insana nasıl bir şahsiyet kazandırdığını da göstermeliyiz.
Allah’a inanan insan nasıl konuşur?
Nasıl ticaret yapar?
Nasıl affeder?
Nasıl sabreder?
Elinde güç olduğunda nasıl davranır?
Zor zamanlarda Rabbine nasıl sığınır?
Çocuğun bunların cevabını önce evinde görmesi gerekir.
Aile Bir Eğitim Yuvasıdır
İslâm’da aile yalnızca aynı çatı altında yaşayan insanların oluşturduğu sosyal bir kurum değildir.
Aile aynı zamanda iman, ahlâk, merhamet ve şahsiyet mektebidir.
Kur’ân-ı Kerîm aile hayatındaki huzurun Allah’ın ayetlerinden biri olduğunu bildirir. Eşler arasındaki sevgi ve merhamet, çocuğun güven içinde yetişebileceği en büyük nimetlerdendir.
Salih bir baba ile saliha bir annenin kurduğu yuvada çocuk yalnızca büyümez; şahsiyeti şekillenir.
Böyle bir evde hayat tamamen sıkıntısız değildir. Hastalık olur, maddî zorluk olur, anlaşmazlıklar ve imtihanlar yaşanır.
Fakat fark şuradadır:
Mümin aile, nimet karşısında şükrü; musibet karşısında sabrı; belirsizlik karşısında tevekkülü öğrenir.
Çocuk da hayatın yalnızca rahatlıktan ibaret olmadığını, sıkıntılar karşısında insanın Rabbine dayanması gerektiğini yaşayarak görür.
İşte gerçek terbiye budur.
Evlat Hem Ziynet Hem Emanettir
Kur’ân-ı Kerîm şöyle buyurur:
“Mal ve çocuklar dünya hayatının süsüdür. Kalıcı salih ameller ise Rabbinin katında sevap bakımından da ümit bağlamak bakımından da daha hayırlıdır.”
(Kehf, 46)
Evlat büyük bir nimettir fakat aynı zamanda büyük bir emanettir.
Çocuğun yalnızca karnını doyurmak, iyi bir okula göndermek, güzel kıyafetler almak ve gelecekte iyi bir meslek sahibi olmasını sağlamak ebeveynlik vazifesinin tamamı değildir.
Onun kalbini de beslemek zorundayız.
Çocuğumuzun iyi bir doktor, mühendis, öğretmen veya iş insanı olması elbette değerlidir.
Fakat bunlardan önce iyi bir insan ve salih bir kul olması gerekir.
Çünkü meslek insanın ne iş yaptığını gösterir; ahlâk ise nasıl bir insan olduğunu gösterir.
Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“İnsan ölünce amel defteri kapanır. Ancak üç şey müstesnadır: Sadaka-i câriye, kendisinden faydalanılan ilim ve ardından dua eden salih evlat.”
Ne büyük bir müjde…
İnsan dünyadan ayrıldıktan sonra bile yetiştirdiği salih evladın duasından istifade edebiliyor.
Öyleyse çocuk yetiştirmek yalnızca dünyaya yönelik bir sorumluluk değil, ahirete uzanan bir yatırımdır.
Modern Dünya Çocuklarımızı Kimden Öğrenecek?
Bugün ailelerin işi geçmişe göre daha zor.
Bir zamanlar çocuğun dünyasını büyük ölçüde ailesi, mahallesi, camisi ve öğretmeni şekillendiriyordu.
Bugün ise küçücük bir telefon ekranından dünyanın her türlü fikri, görüntüsü ve hayat tarzı çocuğun odasına kadar girebiliyor.
Sosyal medya yalnızca eğlendirmiyor; değer üretiyor.
Diziler yalnızca hikâye anlatmıyor; hayat tarzı sunuyor.
Reklamlar yalnızca ürün satmıyor; mutluluğun ne olduğu konusunda bir anlayış dayatıyor.
Dijital dünya çocuğa sürekli:
“Daha fazla tüket.”
“Daha çok görün.”
“Daha çok beğenil.”
“Canın ne isterse onu yap.”
mesajı veriyor.
Buna karşılık İslâm:
“Kimsin, nereden geldin, niçin yaratıldın ve Rabbine nasıl döneceksin?”
sorularını sorduruyor.
İşte çağımızdaki asıl mücadele burada yaşanıyor.
Çocuklarımızın yalnızca bedenlerini değil, zihinlerini ve kalplerini de korumak zorundayız.
Ruhun da Gıdaya İhtiyacı Var
İnsan yalnızca etten ve kemikten ibaret değildir.
Beden nasıl yiyeceğe ve suya ihtiyaç duyuyorsa ruh da imana, zikre, duaya, Kur’ân’a, muhabbete, aidiyete ve anlamlı bir gayeye ihtiyaç duyar.
Maddî imkânların artması insanın bütün problemlerini çözememiştir.
Daha büyük evlerimiz var ama huzurumuz her zaman artmıyor.
Daha hızlı iletişim araçlarımız var ama insanlar birbirini daha az dinliyor.
Binlerce insanla bağlantı kurabiliyoruz fakat yalnızlık büyüyor.
Bilgiye birkaç saniyede ulaşabiliyoruz fakat hikmete ulaşmak kolaylaşmıyor.
İşte burada manevi terbiyenin önemi ortaya çıkıyor.
Çocuğa yalnızca “nasıl başarılı olunur?” sorusunun cevabını öğretirsek eksik bırakırız.
Ona aynı zamanda:
“Niçin yaşıyorum?”
“Kime karşı sorumluyum?”
Doğru nedir?
Haram nedir?
Adalet nedir?
Kul hakkı nedir?
Merhamet nedir?
sorularının cevabını da öğretmek zorundayız.
Eğitimin Gayesi Salih İnsan Yetiştirmektir
İslâm medeniyetinde eğitimin hedefi yalnızca bilgi sahibi insan değildir.
Bilgi, iman ve ahlâkla birleşmelidir.
Kur’ân’ın ilk emrinin:
“Oku!”
olması tesadüf değildir.
Fakat hemen ardından gelen ölçü son derece önemlidir:
“Yaratan Rabbinin adıyla oku.”
(Alak, 1)
Yani Müslümanın bilgi anlayışı Rabbinden bağımsız değildir.
İlim insanı kibirli değil mütevazı, zalim değil adil, bencil değil sorumlu hâle getirmelidir.
Çünkü bilgi ahlâktan ayrıldığı zaman insanlığın faydasına olduğu kadar zararına da kullanılabilir.
Bu nedenle eğitimin asıl başarısı yalnızca yüksek sınav puanları değildir.
Asıl başarı;
kimlikli, kişilikli, ahlâklı, adaletli, merhametli, çalışkan, sorumluluk sahibi ve Rabbine karşı kulluk şuurunu taşıyan insanlar yetiştirebilmektir.
En Büyük Eğitimci Resûlullah’tır
Bu konuda en büyük örneğimiz Allah Resûlü’dür.
Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), cahiliyenin hüküm sürdüğü bir toplumdan insanlığın önüne örnek olarak çıkacak bir nesil yetiştirdi.
Hz. Ebû Bekir’i…
Hz. Ömer’i…
Hz. Osman’ı…
Hz. Ali’yi…
Mus‘ab bin Umeyr’i…
Bilâl-i Habeşî’yi…
Selmân-ı Fârisî’yi…
Ve daha nicelerini…
Bu insanlar hazır bir toplumdan çıkmadılar. Kur’ân’ın terbiyesi ve Allah Resûlü’nün örnekliğiyle yetiştiler.
Demek ki insan değişebilir.
Toplum değişebilir.
Nesiller yeniden inşa edilebilir.
Yeter ki doğru bir iman, doğru bir eğitim ve güzel bir örneklik bulunsun.
Çocuğumuzdan Önce Kendimize Bakalım
Bugün anne ve babaların zaman zaman şu şikâyetlerini duyuyoruz:
“Çocuğum namaz kılmıyor.”
“Bizi dinlemiyor.”
“Telefonu elinden bırakamıyor.”
“Dinî değerlere ilgisi az.”
Bu endişeler anlaşılabilir.
Fakat soruya başka bir yerden de bakmalıyız:
Çocuğumuz evimizde nasıl bir İslâm görüyor?
Namaz huzur mu getiriyor, tartışma mı?
Din ona merhametle mi anlatılıyor, sürekli azarlanarak mı?
Baba güvenilir bir insan mı?
Anne ve baba birbirine karşı saygılı mı?
Evde Kur’ân yalnızca rafta mı duruyor, yoksa hayatımıza dokunuyor mu?
Helal ve haram hassasiyeti yalnızca çocuğa mı anlatılıyor, yoksa büyükler de buna riayet ediyor mu?
Çocuklarımızdan görmek istediğimiz güzellikleri önce kendi hayatımızda çoğaltmalıyız.
Çünkü salih evladın ilk mektebi salih ailedir.
Ümitsiz Olmaya Hakkımız Yok
Bütün olumsuzluklara rağmen karamsar değiliz.
Çünkü Rabbimizin rahmetinden ümit kesmeyiz.
Bugün Kur’ân’la büyüyen çocuklarımız var.
Secdeyi seven gençlerimiz var.
Gazze’deki kardeşinin acısını kendi acısı gibi hisseden gençlerimiz var.
Yetimin başını okşayan, ihtiyaç sahibine koşan, ilim öğrenmek için gayret gösteren, helal haram hassasiyeti taşıyan nice genç var.
Bizim vazifemiz bu güzellikleri görmek, desteklemek ve çoğaltmaktır.
Bir tohumu küçümsememek gerekir.
Koskoca ağaçlar küçücük bir tohumdan çıkar.
Bugün bir çocuğun kalbine ekilen iman tohumu, yarının hayırlı nesillerine dönüşebilir.
Önce Biz Salih Olalım
Hayırlı nesiller istiyorsak önce kendimizden başlamalıyız.
Çocuğumuz namaz ehli olsun istiyorsak namazımızı güzelleştirelim.
Doğru sözlü olsun istiyorsak yalandan uzak duralım.
Merhametli olsun istiyorsak merhameti evimizde yaşatalım.
Kur’ân’ı sevsin istiyorsak bizi Kur’ân okurken görsün.
İnfak etsin istiyorsak paylaşmayı bizden öğrensin.
İnsanların hakkına saygılı olsun istiyorsak kul hakkından önce biz sakınalım.
Unutmayalım:
Salih nesiller, güzel sözlerin değil; salih insanların gölgesinde yetişir.
Çocuklarımız bizim söylediklerimizin değil, büyük ölçüde yaşadıklarımızın mirasçısıdır.
Rabbimiz bizleri önce salih kullarından eylesin.
Yuvalarımızı iman, merhamet ve huzur yuvası kılsın.
Evlatlarımızı gözümüzün nuru, ümmetin umudu ve amel defterimizi kıyamete kadar hayırla açık tutacak salih nesillerden eylesin.
Âmin.