Gazze Açken, Mescid-i Aksâ Mahzunken Biz Neredeyiz?

Gazze’de süren katliam, açlık, abluka ve yıkım; Mescid-i Aksâ üzerindeki baskılarla birlikte ümmetin vicdanını yeniden sorgulatıyor. Muhammed İkbal Aydın, Filistin’in acısını ve Müslümanların sessizliğini sarsıcı bir dille ele aldı.

Muhammed İkbal Aydın Muhammed İkbal Aydın
Gazze Açken, Mescid-i Aksâ Mahzunken Biz Neredeyiz?

Bazı acılar vardır, kelimeler onları anlatmaya yetmez.

Bazı görüntüler vardır, insan bakmaya utanır.

Bazı çığlıklar vardır, yalnızca kulaklara değil, vicdanlara çarpar.

Ve bazı zamanlar vardır ki insanın susması bile ağır bir vebale dönüşür.

Bugün Gazze işte böyle bir zamandan geçiyor.

Mescid-i Aksâ işte böyle bir yalnızlığın içinde bizleri bekliyor.

Filistinli kardeşlerimiz yıllardır bombaların, kuşatmanın, yoksulluğun, açlığın, göçün ve ölümün ortasında yaşamaya çalışıyor.

Biz ise yüzlerce, binlerce kilometre öteden rakamlara bakıyoruz.

Fakat o rakamların her birinin bir insan olduğunu unutuyoruz.

Bir anne…

Bir baba…

Bir çocuk…

Bir kardeş…

Bir hafız…

Bir öğretmen…

Bir doktor…

Bir yetim…

Ve şimdi vicdanımıza ağır gelecek rakamı bir kez daha okuyalım:

73 bin 449…

Gazze Sağlık Bakanlığının 29 Ağustos 2026 tarihinde açıkladığı verilere göre, Ekim 2023'ten bu yana Gazze'deki saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 73 bin 449'a, yaralıların sayısı ise 174 bin 472'ye ulaşmış durumda.

Dahası, 10 Ekim 2025'te yürürlüğe giren ateşkesten sonra dahi 1.313 Filistinlinin hayatını kaybettiği, 4 bin 361 kişinin yaralandığı bildiriliyor.

Ve saldırılar hâlâ tamamen bitmiş değil.

30 Ağustos'ta dahi Gazze'den yeni ölüm haberleri gelmeye devam ediyor.

73 bin 449…

Bu rakamı hızlı okumayın.

Bir daha okuyun:

Yetmiş üç bin dört yüz kırk dokuz insan…

Sonra kendimize şu soruyu soralım:

Biz ne zaman bu kadar büyük bir acıya alıştık?

Bir Çocuğun Açlığı Bize Nasıl Sıradan Gelebilir?

Gazze'de mesele yalnızca bombardıman değildir.

Gazze'de insanlara hayatın en temel ihtiyaçlarına ulaşmak bile ağır bir mücadeleye dönüşmüş durumda.

Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisinin 28 Ağustos 2026 tarihli raporu, Gazze'de insani şartların hâlâ son derece ağır olduğunu bildiriyor. Rapora göre nüfusun yüzde 58'i barınma veya temel ihtiyaçlara erişimde ciddi yetersizliklerle karşı karşıya. Yaklaşık 1,98 milyon insanın barınma yardımına ve temel ihtiyaç malzemelerine ihtiyacı bulunuyor.

Birleşmiş Milletler ayrıca Gazze'nin yaklaşık üçte ikisinin ciddi erişim kısıtlamalarına tabi olduğunu, ilaç ve tıbbi malzeme eksikliklerinin sürdüğünü bildiriyor.

Temmuz ayında yayımlanan IPC değerlendirmesinde ise Temmuz-Aralık 2026 döneminde yaklaşık 1,4 milyon insanın kriz veya daha ağır seviyede gıda güvensizliğiyle karşı karşıya kalabileceği öngörülüyor.

Bir başka Birleşmiş Milletler değerlendirmesinde Gazze nüfusunun yüzde 90'ının güvenli ve düzenli suya erişimde sorun yaşadığı belirtilmişti.

Şimdi soruyorum:

Bir Müslümanın önünde çeşit çeşit yemekler varken Gazze'deki aç çocuğu hiç hatırlamaması mümkün müdür?

Bir anne Gazze'de çocuğuna verecek su ararken biz nasıl hiçbir şey olmamış gibi hayatımıza devam edebiliriz?

Bir baba çadırının başında çocuklarının yarın ne yiyeceğini düşünürken bizim sofralarımızda nasıl bu kadar israf olabilir?

Bunları söylerken kimsenin sofrasındaki nimete göz dikmiyoruz.

Tam tersine söylüyoruz:

Nimetin şükrü, nimeti vereni hatırlamak ve mahrum olan kardeşini unutmamaktır.

Rabbimiz bize yalnızca doymayı değil, doyurmayı da öğretti.

Yalnızca yaşamayı değil, yaşatmayı da öğretti.

Yalnızca kendi evladımızı değil, ümmetin yetimini de düşünmeyi öğretti.

Gazze'nin Çocukları Hangi Günahın Bedelini Ödüyor?

Bir çocuğun politikası olmaz.

Bir bebeğin ordusu olmaz.

Bir annenin kucağındaki yavrunun devlet hesabı olmaz.

Çocuk yalnızca yaşamak ister.

Su ister.

Ekmek ister.

Annesinin kucağında uyumak ister.

Sabah uyandığında babasını yanında görmek ister.

Okula gitmek ister.

Arkadaşlarıyla oynamak ister.

Ama Gazze'nin çocuklarının önemli bir kısmı yıllardır çocukluklarını yaşamıyor.

Onlar ölümün ne olduğunu bizden önce öğrendiler.

Bombanın sesini oyuncak sesinden önce tanıdılar.

Cenazeyi, enkazı, ambulansı, yarayı, açlığı öğrendiler.

Peki biz ne öğrendik?

Biz Gazze'den ne öğrendik?

Yoksa birkaç saniyelik görüntüler izleyip ekranı kaydırmayı mı öğrendik?

Acıyı geçip bir sonraki videoya ulaşmayı mı öğrendik?

Kalplerimiz bu kadar mı katılaştı?

Mescid-i Aksâ Bizi Bekliyor

Ve yalnız Gazze değil…

Bir başka yaramız daha var.

Mescid-i Aksâ.

İlk kıblemiz.

Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) İsra yolculuğunun mukaddes durağı.

Kur'ân'ın:

“Çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ…”

diye haber verdiği mukaddes belde…

Bugün Mescid-i Aksâ üzerindeki baskı ve statü tartışmaları da devam ediyor.

21 Ağustos 2026'da, Mescid-i Aksâ'nın 1969'daki kundaklanmasının 57. yıl dönümünde yayımlanan haberlerde, İsrail polisinin 2026 boyunca Aksâ avlusunda Yahudi dini ritüellerine, toplu dualara ve secdelere izin verdiği; bu yıl ilk kez Yahudi ibadetlerinde kullanılan bazı dua metinleri ve kitaplarının alana sokulmasına izin verildiği bildirildi. Filistin ve Ürdün makamları bunların Mescid-i Aksâ'nın tarihî ve hukukî statüsünü değiştirmeye yönelik adımlar olduğu uyarısında bulunuyor.

10 Ağustos'ta 116 İsraillinin, 13 Ağustos'ta ise yaklaşık 600 kişinin polis koruması altında Mescid-i Aksâ yerleşkesine girdiği bildirildi.

Bunları yalnızca Kudüs'te yaşanan uzak hadiseler zannetmeyelim.

Aksâ ümmetin meselesidir.

Aksâ yalnız Filistinlinin değildir.

Gazze yalnız Gazzelinin değildir.

Kudüs yalnız Kudüslünün değildir.

Bu toprakların biz Müslümanların iman ve tarih hafızasında bir karşılığı vardır.

Nerede Bu Ümmet?

İşte insanın yüreğini asıl yakan soru burada başlıyor:

Nerede bu ümmet?

Milyarları aşan bir ümmet…

Onlarca ülke…

Devasa ekonomiler…

Ordular…

Üniversiteler…

Medya kuruluşları…

İş insanları…

Âlimler…

Hocalar…

Siyasetçiler…

Sivil toplum kuruluşları…

Ve Gazze küçücük bir toprak parçasında yıllardır kan ağlıyor.

Nasıl oluyor da bu kadar kalabalığız fakat Gazze kendisini bu kadar yalnız hissedebiliyor?

Nasıl oluyor da bir çocuk açken dünyanın başka yerlerinde tonlarca yiyecek çöpe gidebiliyor?

Nasıl oluyor da Kudüs'ten her yeni baskı haberi geldiğinde birkaç gün konuşuyor, sonra yeniden unutuyoruz?

Bu soruları önce başkalarına değil, kendimize sormalıyız.

Çünkü en kolay şey:

“Devletler nerede?”

demektir.

“Liderler nerede?”

demektir.

“Uluslararası toplum nerede?”

demektir.

Elbette bunların hepsi sorulmalıdır.

Ama bir soru daha vardır:

Sen neredesin?

Ben neredeyim?

Biz neredeyiz?

Rabbimizin Huzurunda Ne Diyeceğiz?

Müslüman bilir ki dünya başıboş değildir.

Hayat başıboş değildir.

Malımız başıboş değildir.

Vaktimiz başıboş değildir.

Dilimiz başıboş değildir.

Gücümüz başıboş değildir.

Ve bütün bunların hesabı vardır.

Kur'ân bize:

“Sonra o gün nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz.”
(Tekâsür, 8)

buyuruyor.

Öyleyse insan kendi kendisine sormalıdır:

Allah bize imkân verdiğinde ne yaptık?

Mal verdiğinde ne yaptık?

Kalem verdiğinde ne yazdık?

Kürsü verdiğinde ne söyledik?

Sosyal medya hesabı verdiğinde neyi yaydık?

Ticaret verdiğinde kazancımızdan mazlumlara ne ayırdık?

Dua edecek dil verdiğinde Gazze'yi dualarımıza ne kadar taşıdık?

Kardeşimizin feryadını duyduğumuz hâlde yüzümüzü başka tarafa mı çevirdik?

İşte korktuğumuz hesap budur.

Bir gün hiçbir ekran olmayacak.

Hiçbir makam olmayacak.

Takipçi sayımız olmayacak.

Servetimiz yanımızda olmayacak.

Yalnızca Rabbimizin huzurunda duran bir kul olacağız.

Ve o gün insanın kendi vicdanına şu sorunun yöneltilmesinden korkması gerekir:

“Gördün… Peki ne yaptın?”

Gazze'yi gördün.

Açlığı gördün.

Yetimi gördün.

Yıkılmış evleri gördün.

Aksâ'nın mahzuniyetini gördün.

Mazlumun feryadını duydun.

Peki ne yaptın?

İşte bu soru insanın içini acıtmalıdır.

Dua Ediyoruz Ama Dua Bizi de Değiştirmeli

Elbette dua edeceğiz.

Hem de çok dua edeceğiz.

Secdelerimizde Gazze olacak.

Çocuklarımızın dualarında Kudüs olacak.

Sabahlarımızda, gecelerimizde Filistin olacak.

Ama dua bizi hareketsizliğin bahanesine dönüştürmemelidir.

Dua eden el, imkânı varsa infak da etmelidir.

Dua eden dil, doğruyu da söylemelidir.

Dua eden insan, mazlumun yardımına ulaşabilecek güvenilir insani yardım çalışmalarına destek vermelidir.

Tüketirken vicdanıyla hareket etmeli, hukuk içinde kalmak şartıyla ekonomik tercihlerini gözden geçirmeli, çevresindeki insanların Filistin'i unutmasına izin vermemelidir.

Çünkü Müslüman yalnızca:

“Allah'ım yardım et.”

deyip kenara çekilen insan değildir.

Müslüman:

“Allah'ım, beni de bu hayrın bir vesilesi eyle.”

diyen insandır.

İsrail'in Güvenlik İddiaları Acıyı Ortadan Kaldırmıyor

İsrail yönetimi Gazze'deki operasyonlarını güvenlik tehditlerine ve silahlı grupların eylemlerine karşılık olarak savunuyor ve ateşkes sonrasındaki bazı saldırıların da güvenlik gerekçeleriyle gerçekleştirildiğini ileri sürüyor. Ancak bu gerekçeler, Gazze'deki sivillerin yaşadığı ağır insani tabloyu ortadan kaldırmıyor. Birleşmiş Milletler kurumları hâlen sivil kayıpları, barınma krizini, sağlık malzemesi eksikliklerini, su sorununu ve insani yardım erişimindeki kısıtlamaları rapor ediyor.

Bizim meselemiz herhangi bir halkın dinine veya kimliğine düşmanlık etmek değildir.

Bizim meselemiz zulme karşı çıkmaktır.

Kim yaparsa yapsın…

Mazlumun dini, dili ve ırkı ne olursa olsun…

Çünkü Müslüman için adalet, sevdiğine başka, sevmediğine başka uygulanacak bir ölçü değildir.

Ey Müslüman! Gazze'ye Alışma!

En büyük korkum budur:

Gazze'ye alışmak.

Ölü sayısına alışmak.

Yıkılmış binalara alışmak.

Ağlayan annelere alışmak.

Yetim çocuklara alışmak.

Açlığa alışmak.

Mescid-i Aksâ'dan gelen baskı haberlerine alışmak.

Çünkü zulmün en büyük zaferlerinden biri, insanların zulmü sıradan görmeye başlamasıdır.

Ey Müslüman!

Gazze'deki çocuğun gözyaşını sıradan görme.

Bir annenin feryadını haber bülteninin olağan bir parçasına dönüştürme.

73 bin 449 insanı yalnızca rakam olarak okuma.

Her rakamın arkasında Allah'ın yarattığı bir can olduğunu hatırla.

Bir insan öldüğünde bir dünyanın söndüğünü düşün.

Bir çocuk yetim kaldığında onun gecesini düşün.

Bir anne evladını toprağa verdiğinde onun yüreğini düşün.

Sonra elini kalbine koy.

Ve sor:

Benim imanım bu acı karşısında bana ne yaptırıyor?

Aksâ'nın Kandilleri Yeniden Yanacak

Biz ümitsiz değiliz.

Mümin ümitsiz olmaz.

Çünkü biz Firavunları da biliyoruz, Musa'yı da…

Nemrutları da biliyoruz, İbrahim'i de…

Ebu Cehilleri de biliyoruz, Muhammed Mustafa'yı da…

Tarihin hiçbir zulmü ebedî olmadı.

Hiçbir karanlık sabaha galip gelemedi.

Gazze'nin üzerinde bugün ağır bir gece olabilir.

Aksâ mahzun olabilir.

Filistin'in çocukları büyük acılar yaşıyor olabilir.

Fakat Rabbimizin rahmetinden ümidimizi kesmeyeceğiz.

Bir gün Aksâ'nın avlularında çocukların korkmadan koşacağına inanacağız.

Gazze'de annelerin bombaların değil, çocuklarının neşeli sesleriyle uyanacağı günleri isteyeceğiz.

Yıkılmış sokakların yeniden kurulacağını umut edeceğiz.

Ancak o gün geldiğinde biz de kendimize şunu soracağız:

Bu imtihan günlerinde biz hangi taraftaydık?

Mazlumun duasında mıydık?

Yoksa sessizlerin arasında mıydık?

Allah'ım, Bizi Bu Vebalin Altında Bırakma!

Allah'ım!

Gazze'de aç kalan kullarına yardım eyle.

Yetim kalan çocuklarını muhafaza eyle.

Evladını toprağa veren annelere sabır ihsan eyle.

Yaralılara şifa ver.

Evlerini kaybedenlere yuva nasip eyle.

Mescid-i Aksâ'yı ve mukaddes beldeleri muhafaza eyle.

Mazlumların üzerinden zulmü kaldır.

Zalimlerin zulmüne mâni ol.

Bizleri de kardeşlerimizin acısına karşı kör, sağır ve dilsiz eyleme.

Kalplerimizi dünyaya öylesine bağlama ki ümmetin çığlığını duyamaz hâle gelelim.

Bize yalnızca konuşmayı değil, elimizden gelen hayrı yapmayı nasip eyle.

Malımızla, duamızla, sözümüzle ve meşru imkânlarımızla mazlumun yanında bulunmayı nasip eyle.

Ya Rabbi!

Bir gün huzuruna geldiğimizde,

“Gazze yanarken sen neredeydin?”

sorusunun altında ezilmekten Sana sığınırız.

Bizi bu vebalin altında bırakma.

Bizi mazlumun gözyaşına kayıtsız kalanlardan eyleme.

Bizi Mescid-i Aksâ'yı unutanlardan eyleme.

Bizi kardeşinin açlığına rağmen tok yatmayı içine sindirenlerden eyleme.

Ve ümmet-i Muhammed'e yeniden kardeşlik, basiret, merhamet, izzet ve vahdet nasip eyle.

Çünkü bugün Gazze'nin feryadı yalnız Gazze'nin imtihanı değildir.

Bizim de imtihanımızdır.

Aksâ'nın mahzunluğu yalnız Kudüs'ün meselesi değildir.

Bizim imanımızın da imtihanıdır.

Ve unutmayalım:

Dünya görmezden gelebilir.

İnsanlar unutabilir.

Gündem değişebilir.

Ekranlar başka haberlere dönebilir.

Ama Allah hiçbir şeyi unutmaz.

Mazlumun gözyaşını da…

Yetimin duasını da…

Zalimin zulmünü de…

Ve bütün bunları görüp elimizden geleni yapıp yapmadığımızı da…

Rabbim hesabımızı kolay eylesin.

Gazze'yi unutmayalım.

Mescid-i Aksâ'yı unutmayalım.

Filistin'i unutmayalım.

Ve en önemlisi, Müslüman olduğumuzu unutmayalım.