Doğu Perinçek’in “Türkiye şeyhler, dervişler ve müritler ülkesi olmayacak” sözlerine cevabımız nettir:https://t.co/WkH33jOtWw
— Görsel Haber (@gorsel_haber) September 3, 2026
Şeyhler de var olacak, dervişler de, cemaatler de!#DoğuPerinçek #Tarikat #Cemaat #Tasavvuf #İslam pic.twitter.com/19MkrgLaZD
Doğu Perinçek yine konuştu.
Yine hedefinde tarikatlar vardı.
Yine cemaatler vardı.
Yine şeyhler vardı.
Yine dervişler vardı.
Yine müritler vardı.
“Türkiye şeyhler, dervişler ve müritler ülkesi olmayacak” dedi.
Türkiye’nin bu yapılardan “temizleneceğini” söyledi.
Biz de buradan açıkça cevap veriyoruz:
Hayır Sayın Perinçek.
Bu ülkede şeyhler de var olacak.
Dervişler de var olacak.
Tarikatlar da var olacak.
Cemaatler de var olacak.
Kur’an halkaları da olacak.
Sohbet meclisleri de olacak.
İlim meclisleri de olacak.
Allah için bir araya gelen Müslümanlar da olacak.
Çünkü siz istemiyorsunuz diye bu millet bin yıllık İslamî hafızasından vazgeçmeyecek.
Sizin rahatsız olduğunuz şey bu milletin yabancısı değildir
Şeyh bu ülkeye dışarıdan gelmedi.
Derviş bu milletin yabancısı değildir.
Tarikat Anadolu’nun tarihine dün girmedi.
Cemaat kavramı bir siyasi partinin icadı değildir.
Bunların tamamının İslam tarihinde, Anadolu tarihinde ve bu milletin dinî hayatında köklü bir yeri vardır.
Bu toprakların irfan geleneğini Ahmed Yesevî’siz anlatamazsınız.
Yunus Emre’siz anlatamazsınız.
Mevlânâ’sız anlatamazsınız.
Abdülkadir Geylânî’siz anlatamazsınız.
Bahâeddin Nakşibend’siz anlatamazsınız.
İmam Rabbânî’siz anlatamazsınız.
Hacı Bayram-ı Velî’siz anlatamazsınız.
Aziz Mahmud Hüdâyî’siz anlatamazsınız.
Hâlid-i Bağdâdî’siz anlatamazsınız.
Sizin “Orta Çağ ilişkileri” diye küçümsediğiniz dünyanın içerisinden bu ümmetin büyük âlimleri, mürşitleri, mutasavvıfları ve gönül insanları çıktı.
Onlar insanlara Allah’ı anlattılar.
Resûlullah’ı sevdirdiler.
Kur’an öğrettiler.
Nefis terbiyesini öğrettiler.
Fakiri gözettiler.
Yetimi korudular.
Mazlumun yanında durdular.
İnsanları kardeş yaptılar.
Bugün bunları küçümseyen bir dil kullanmak ilericilik değildir.
Bu, kendi milletinin inanç tarihine yabancılaşmaktır.
Dervişi küçümsemek kolay, Yunus’u yetiştirmek zordur
Bir dervişe “gerici” demek kolaydır.
Bir şeyhi çağ dışı ilan etmek kolaydır.
Bir tarikata yukarıdan bakmak kolaydır.
Bir cemaati birkaç cümleyle mahkûm etmek kolaydır.
Ama Yunus Emre yetiştirmek zordur.
Mevlânâ yetiştirmek zordur.
Bir insanın nefsini terbiye etmek zordur.
Bir genci uyuşturucudan, zinadan, kumardan ve kötülükten uzaklaştırıp namaza başlatmak zordur.
Bir insanın kalbine Allah sevgisi yerleştirmek zordur.
Bir yetimin elinden tutmak zordur.
Bir fakirin evine her ay erzak götürmek zordur.
Bir öğrencinin bursunu yıllarca karşılamak zordur.
İşte bu ülkede cemaatler, tarikatlar, vakıflar ve İslamî yapılar yıllardır bunları yapıyor.
Eksikleri olabilir.
Hataları olabilir.
İnsan olan yerde yanlış da olur.
Ama yanlış yapan bir kişiyi bahane ederek bütün bir İslamî geleneği mahkûm etmek adalet değildir.
Cemaat bu ümmetin ruhudur
Cemaat kelimesinden neden bu kadar korkuyorsunuz?
Müslüman zaten cemaat insanıdır.
Namazını cemaatle kılar.
Cumasını cemaatle kılar.
Bayramını cemaatle yaşar.
Cenazesini cemaatle kaldırır.
Düğününde cemaat vardır.
Taziyesinde cemaat vardır.
İlim meclisinde cemaat vardır.
Hayır işinde cemaat vardır.
Allah Resûlü’nün etrafında Sahabe bir cemaatti.
İslam insanı yalnızlaştırmaz.
İslam insanı kardeşleştirir.
Bugün cemaat kavramını yalnızca siyasi örgütlenme olarak gösterip insanlara korkutucu bir kelimeymiş gibi sunmak başlı başına bir çarpıtmadır.
Cemaat bu ümmetin toplumsal ruhudur.
Tarikat, Allah’a kulluk yolunda bir terbiye geleneğidir
Tarikat nedir?
Kelime anlamıyla yoldur.
İslam tarihinde ise insanın nefsini terbiye etmesini, ahlakını güzelleştirmesini, Allah’a yakınlaşmasını hedefleyen tasavvufî mekteplerin adıdır.
Nakşibendîlik.
Kādirîlik.
Halvetîlik.
Mevlevîlik.
Rifâîlik.
Ve daha nice irfan yolu.
Bunlar yüzlerce yıldır İslam dünyasının bir gerçeğidir.
Milyonlarca insan bu geleneklerin içinde namazını daha düzgün kılmayı öğrendi.
Kur’an’a sarıldı.
Kötü alışkanlıklarını bıraktı.
Ailesine sahip çıktı.
Harama mesafe koydu.
İnfakı öğrendi.
Hizmeti öğrendi.
Edebi öğrendi.
Birilerinin bunlardan rahatsız olması, bu geleneği değersiz yapmaz.
Şeyhlik makamını aşağılamak bu milletin irfanına saldırmaktır
Şeyh kelimesini bugün bazı çevreler özellikle küçümseyici bir kelime gibi kullanıyor.
Oysa İslam tarihinde şeyh, ilim ve irfan sahibi rehber anlamına gelir.
Her kendine şeyh diyene teslim olunmaz.
Her iddiada bulunana inanılmaz.
Ölçü bellidir:
Kur’an.
Sünnet.
Ahlak.
İlim.
Takva.
Ama sahtesi var diye hakikisini inkâr edemezsiniz.
Sahte doktor var diye tıbbı ortadan kaldırmıyorsunuz.
Sahte hoca var diye eğitimi yasaklamıyorsunuz.
Yolsuzluk yapan siyasetçi var diye siyaseti ortadan kaldırmıyorsunuz.
O halde yanlış yapan bir şeyhi bahane edip şeyhlik ve mürşitlik geleneğini niçin topyekûn hedef alıyorsunuz?
Mesele yanlış yapan insan değilse, o zaman asıl rahatsızlığınız nedir?
Asıl rahatsızlık İslam’ın toplumda görünür olması mı?
Burada artık şu soruyu sormak gerekir:
Sizi asıl rahatsız eden nedir?
Bir insanın şeyhine muhabbet beslemesi mi?
Bir gencin Kur’an sohbetine gitmesi mi?
İnsanların Allah için bir araya gelmesi mi?
Bir tarikatta zikir yapılması mı?
Bir cemaatin öğrenci okutması mı?
Bir vakfın fakire yardım etmesi mi?
Dindar insanların toplum içerisinde örgütlü ve güçlü olması mı?
Çünkü yıllardır kullanılan dile baktığımızda mesele yalnızca “yanlış yapan bazı yapılar” gibi görünmüyor.
Doğrudan kavramların kendisi hedef alınıyor:
Şeyh.
Derviş.
Mürit.
Tarikat.
Cemaat.
İşte tam burada mesele bir denetim veya hukuk meselesi olmaktan çıkıp İslamî hayat tarzına yönelik ideolojik bir hesaplaşmaya dönüşüyor.
Bizim itirazımız da tam buradadır.
Bu millet sizin istediğiniz Müslüman tipine dönüşmeyecek
Belli ki bazıları şöyle bir Müslüman istiyor:
Namaz kılsın ama görünmesin.
Kur’an okusun ama bir araya gelmesin.
Dindar olsun ama örgütlenmesin.
İnansın ama toplum hayatına karışmasın.
İslam’ı yalnız evinin dört duvarı arasında yaşasın.
Hayır.
İslam böyle bir din değildir.
İslam’ın camisi vardır.
Cemaati vardır.
Vakfı vardır.
Medresesi vardır.
İlim halkası vardır.
Davet anlayışı vardır.
İnfakı vardır.
Emr-i bi’l ma‘rûfu vardır.
Kardeşliği vardır.
Ümmet şuuru vardır.
Müslümanın dini yalnız kalbinde taşıdığı soyut bir düşünce değildir.
Hayatın tamamını kuşatan bir inançtır.
15 Temmuz gecesi dindar halk bu ülkenin önündeydi
15 Temmuz gecesi millet meydanlara çıktığında minarelerden salâlar yükseliyordu.
İnsanlar abdestlerini alıp sokağa çıktı.
Tankların önüne yatanlar vardı.
Kurşunların üzerine yürüyenler vardı.
O gece meydanlarda bu ülkenin dindar insanları vardı.
Camilerin cemaatleri vardı.
Kur’an kurslarında yetişmiş gençler vardı.
İslamî sivil toplum kuruluşlarının gönüllüleri vardı.
Vakıf insanları vardı.
Dernek insanları vardı.
Ve milyonlarca sade Müslüman vardı.
O gece milletin maneviyatının ne kadar güçlü olduğunu gördük.
Salânın bu milletin ruhunda ne anlama geldiğini gördük.
Ezanın yalnız bir ses olmadığını gördük.
Tekbirin insanı ölümün üzerine yürütecek kadar güçlü bir iman ifadesi olduğunu gördük.
Buna rağmen bugün dönüp aynı insanlara:
“Şeyhler olmayacak.”
“Dervişler olmayacak.”
“Müritler olmayacak.”
demek en hafif ifadeyle bu milletin yakın tarihini okuyamamaktır.
6 Şubat’ta derviş ruhu enkazın başındaydı
6 Şubat depremlerinde de aynı gerçeği gördük.
Türkiye’nin dört bir yanından insanlar deprem bölgesine koştu.
İslamî yardım kuruluşları koştu.
Cemaatler koştu.
Vakıflar koştu.
Dernekler koştu.
Cami cemaatleri koştu.
Gençler koştu.
Kimi enkaz kaldırdı.
Kimi sıcak yemek dağıttı.
Kimi battaniye taşıdı.
Kimi yetim kalan çocuklarla ilgilendi.
Kimi cebindeki son parayı kardeşine gönderdi.
Kimi evinin kapısını açtı.
Bunun arkasında yalnızca “sosyal dayanışma” yoktu.
İman vardı.
Allah rızası vardı.
Ümmet kardeşliği vardı.
“Müminler ancak kardeştir” şuuruyla hareket eden insanlar vardı.
İşte sizin küçümsediğiniz cemaat ruhunun toplumsal karşılığı budur.
Gazze’deki mazlumun sesini en çok kim duyuyor?
Bugün Gazze kan ağlıyor.
Çocuklar ölüyor.
Anneler evlatlarını kaybediyor.
İnsanlar açlıkla sınanıyor.
Türkiye’de bu meseleye en fazla sahip çıkan kesimlerin başında yine dindar insanlar geliyor.
Cemaatler.
Vakıflar.
İslamî dernekler.
Camiler.
Gençlik yapıları.
Kur’an halkaları.
Çünkü onlar Gazze’yi bir dış politika başlığı olarak değil, ümmetin yarası olarak görüyor.
Afrika’da kuyu açanlar da onlar.
Yetimlere burs verenler de.
Savaş bölgelerine yardım taşıyanlar da.
Fakir mahallelerde erzak dağıtanlar da.
Uyuşturucuya düşmüş gençleri kurtarmaya çalışanlar da.
Kur’an öğretenler de.
İnsanları namaza çağıranlar da.
Bütün bunları görmeyip cemaatleri yalnız siyasi klişeler üzerinden değerlendirmek büyük bir haksızlıktır.
“Türkiye bunlardan temizlenecek” dili haddini aşan bir dildir
Bir Müslüman olarak en fazla itiraz ettiğimiz ifade budur.
“Temizlenecek.”
Neyden temizlenecek?
Şeyhten mi?
Dervişten mi?
Müritten mi?
Cemaatten mi?
Tarikattan mı?
Bu insanların varlığı bir kirlilik midir?
Bir insan Allah’a yakınlaşmak için bir tasavvuf yoluna girdiğinde ülkeyi kirletmiş mi oluyor?
Kur’an sohbetine giden bir genç tehdit mi oluyor?
Bir mürşide saygı duyan insan toplumdan tasfiye edilmesi gereken biri midir?
Bu söylemin kendisi kabul edilemez.
Bu ülkenin dindar insanlarını “temizlenecek bir ilişki biçiminin mensubu” olarak göremezsiniz.
Bu dilin nereye varabileceğini tarih bize defalarca göstermiştir.
İnsanların inançlarını aşağılayan siyasi dil hiçbir topluma huzur getirmez.
Dervişler size rağmen var olmadı
Bir şeyi de anlamak gerekiyor.
Dervişler sizin izninizle ortaya çıkmadı.
Tarikatlar bir siyasi partinin kararıyla kurulmadı.
Cemaatler bir ideologdan ruhsat almadı.
Bu geleneklerin yüzlerce yıllık tarihi var.
Siyasi partiler gelir gider.
Liderler gelir gider.
İdeolojiler yükselir ve söner.
Ama insanların Allah’ı arayışı devam eder.
İnsanların mürşit arayışı devam eder.
İlim halkaları devam eder.
Kur’an sohbetleri devam eder.
Tasavvuf devam eder.
Çünkü bunların kaynağı siyaset değildir.
İmandır.
Bu kavga yeni değil ama sonucu da değişmeyecek
Bu ülkede geçmişte de dindar toplumu hayatın dışına itmek isteyen zihniyetler oldu.
İnançlı insanı geri kalmış sayanlar oldu.
Kur’an öğrenen çocuğa tepeden bakanlar oldu.
Başörtülü kadını küçümseyenler oldu.
İmam hatipliyi ikinci sınıf görenler oldu.
Cemaatleri yok sayanlar oldu.
Tarikatları tarihten silmek isteyenler oldu.
Ama sonuç ne oldu?
Ezan kaldı.
Kur’an kaldı.
Camiler kaldı.
Kur’an kursları kaldı.
Vakıflar kaldı.
Cemaatler kaldı.
Tarikatlar kaldı.
Dervişler kaldı.
Çünkü iman bir siyasi mühendislik projesi değildir.
Perinçek’in siyasi dili bu milletin değerlerinden daha güçlü değildir
Perinçek yıllardır benzer bir ideolojik çizgiyi sürdürüyor.
Dindar toplumun bazı temel kurumlarına karşı sert ve tasfiyeci bir dil kullanıyor.
Kanaatimce bu çıkışların siyasi tabanını konsolide etmeye dönük bir tarafı da vardır.
Ama bir siyasi hareket birkaç alkış kazanacak diye milyonlarca insanın inanç dünyasını hedef haline getiremez.
Siyasi olarak zayıf kalmak, İslamî değerleri hedef almayı haklı çıkarmaz.
Derviş üzerinden siyaset yaparak bu milletin tarihini değiştiremezsiniz.
Cemaat karşıtlığıyla bu toplumun sosyolojisini ortadan kaldıramazsınız.
Şeyh düşmanlığıyla insanların Allah dostlarına duyduğu muhabbeti sökemezsiniz.
Açık söylüyoruz: Biz cemaatlerimizin, tarikatlarımızın ve dervişlerimizin yanındayız
Burada lafı eğip bükmeye gerek yok.
Biz bu milletin İslamî cemaatlerinin var olma hakkını savunuyoruz.
Tarikatların var olma hakkını savunuyoruz.
Dervişlerin var olma hakkını savunuyoruz.
Kur’an ve Sünnet çizgisinde insan yetiştiren şeyhlerin ve âlimlerin toplum için bir değer olduğunu söylüyoruz.
İnsanların özgürce sohbet halkalarına gitmesini savunuyoruz.
Allah için kardeşlik kurmasını savunuyoruz.
Vakfını kurmasını savunuyoruz.
Kur’an öğretmesini savunuyoruz.
İnfak etmesini savunuyoruz.
Zikir yapmasını savunuyoruz.
Tasavvufî terbiyesini yaşamasını savunuyoruz.
Bundan utanmıyoruz.
Bunu gizlemiyoruz.
Bunu bir suç gibi görmüyoruz.
Tam tersine, bu ülkenin manevi gücünün kaynaklarından biri olarak görüyoruz.
Son söz: Şeyhler de olacak, dervişler de olacak
Sayın Perinçek,
Siz “olmayacak” diyorsunuz.
Biz ise söylüyoruz:
Olacak.
Şeyhler olacak.
Dervişler olacak.
Müritler olacak.
Tarikatlar olacak.
Cemaatler olacak.
Medreseler olacak.
Kur’an halkaları olacak.
Sohbet meclisleri olacak.
Allah için bir araya gelen insanlar olacak.
Yetimin başını okşayan vakıflar olacak.
Fakire koşan cemaatler olacak.
İnsanları Allah’a çağıran hocalar olacak.
Kalpleri terbiye etmeye çalışan mürşitler olacak.
Çünkü bunların varlığı sizin siyasi onayınıza bağlı değildir.
Bu ülke Müslüman bir toplumun ülkesidir.
Bu milletin tarihinden İslam’ı çıkaramazsınız.
İslam’dan cemaati çıkaramazsınız.
Tasavvuftan dervişi çıkaramazsınız.
İrfandan mürşidi çıkaramazsınız.
Anadolu’dan Yunus’u çıkaramazsınız.
Bu milletin kalbinden Allah sevgisini çıkaramazsınız.
Siyasi söylemler geçicidir.
İdeolojik öfkeler geçicidir.
Siyasetçiler geçicidir.
Ama bu topraklarda:
Ezan kalacaktır.
Kur’an kalacaktır.
Secde kalacaktır.
Dua kalacaktır.
Tasavvuf kalacaktır.
Derviş kalacaktır.
Cemaat kalacaktır.
İman kalacaktır.
Allah’ın izniyle.
Ve hiç kimse bu millete inancından, cemaatinden, tasavvufundan, dervişinden veya Allah’a kulluğundan utanmayı öğretemeyecektir.
Bu millet Müslümandır.
Dervişine sahip çıkar.
Âlimine sahip çıkar.
Cemaatine sahip çıkar.
Tarikatına sahip çıkar.
Kur’an’ına sahip çıkar.
Ezanına sahip çıkar.
Ve Rabbine kulluğundan dolayı hiç kimsenin karşısında başını eğmez.